Gülsin Onay: Kendimi Tazelemek İçin Ana Kaynağım Hayat

“Geçen hafta Gülsin Onay ENKA’da çok üst düzey bir resital verdi. Herhalde Saygun’u bu denli güzel çalan, onun yapıtlarını bu denli zenginleştiren bir başka piyanist daha olamaz. Haydn ve Schubert Sonatlarını ve Liszt’in yapıtlarını da yumuşacık bir tuşe ve tuşun derinliğindeki anlatım gücüyle seslendirdi. Piyanoyou vurmalı bir çalgı olarak değil, şarkı söyleyen özellikleriyle ortaya koydu.”

Yukarıdaki sözler Evin İlyasoğlu’nun Cumhuriyet Gazetesi’ndeki “Allegro” isimli köşesinden; Gülsin Onay’ın 29 Mart 2011’de verdiği “Büyük Romantikler” resitali üzerine düşüncelerini özetliyor. Onay, her konserinde olduğu gibi bu defa da izleyenlerini büyülemiş, İlyasoğlu da onların duygularını dile getirmişti adeta. Aynı resitalde izleyiciler arasında ben de vardım; konser sırasında ve sonrasında piyanistimizin bu eserlerle nasıl da böylesine bir bütün olabildiğini sormuştum kendi kendime. Programını nasıl böylesine güzel bir bütünlük içinde oluşturuyor, nasıl hazırlanıyor, bir piyanist olarak acaba hangi kaynaklardan besleniyordu?

Gülsin Onay, aklıma takılan bu sorulara tüm içtenliğiyle yanıt verdiğinde ortaya aşağıda okuyacağınız bu söyleşi çıkıverdi:

Ali Nihat Eken: Repertuarınızı nasıl oluşturursunuz? Eserleri seçerken sizin karakterinizle örtüşmesi gerekli midir?

Gülsin Onay: Belli başyapıtlar vardır ki herkesin repertuarında olması gerekir. Bir de pek bilinmeyen eserler vardır; siz tanıtır, sevdirirsiniz. Bunların yanı sıra, âşık olunan eserler vardır; benim için 14 yaşımdan beri tutkuyla bağlandığım Rachmaninov 3. Piyano Konçertosu öyle mesela, Chopin’in eserleri kezâ… Ayrıca bazı eserleri de çalmanızı istedikleri için repertuarınıza alırsınız. Bugüne kadar çok sayıda orkestrayla çaldım – ya onların istedikleri eseri, ya kendi istediğimi – ve neticede gerçekten geniş bir konçerto repertuarına sahip oldum. Piyanistler genelde bir sezonu iki üç farklı konçerto ile tamamlarlar, benim ise sadece bir ayda dört beş konçerto çaldığım oluyor.

Bir eserin baskın bir karakteri olsa da iyi her müzikte, hayatın kendisinde mevcut olan çeşitlilikte duygular, düşünceler mevcut. Mesele karakterinizle örtüşmesinden ziyade, müziğin içerdiği tüm o duygu ve düşünceleri anlayabilmeniz, onlardan zevk alabilmeniz. Ben birbirinden tamamen farklı karakterdeki eserlere aynı derecede yakınlaşabiliyorum: Mozart’ın duruluğu, Liszt’in vahşiliği veya şefkat dolu bir noktürn beni ayrı ayrı cezbediyor; Anadolu’nun renkli derinliklerinde ayrı bir coşku hissediyorum. Sizin karakterinizle örtüşen eserleri tercih etmek, etrafınızda sadece sizinle aynı şeyleri hissedip düşüncelerinizi sürekli onaylayan dostlar tutmak gibi olurdu herhalde.

Ali Nihat Eken: Gününüzün ne kadarlık bir bölümü piyano çalarak geçer? Bu süre içinde daha iyiyi başarabilmek için hangi kaynaklardan beslenirsiniz?

Gülsin Onay: Seyahat ve mecburi işler dışında bütün zamanım piyanoda geçer. Şöyle söyleyeyim: evde bir koltukta oturduğum nadirdir, belki ancak misafir geldiğinde…

Kendimi tazelemek için yıllardır geliştirdiğim birçok yöntem ve kaynak var. Yine de benim için ana kaynak her zaman hayatın kendisi diyebilirim; o muazzam çeşitliliği, derinliği, değişkenliği ile hayat…

Ali Nihat Eken: Gülsin Onay, tek başına vereceği bir konsere nasıl hazırlanır?

Gülsin Onay: Hiçbir kaidem yok; her sefer başka türlü hazırlanırım. Zaten, hemen hemen tüm zamanım piyanoda geçiyor olunca, bu belli bir konsere olmasa bile sürekli hazırlık demek.

Ali Nihat Eken: Orkestra eşliğinde verdiğiniz konserlerin hazırlık sürecinden bahseder misiniz? Daha önce çalışmadığı orkestra ve şeflerle konser anındaki o önemli bağı nasıl kurabilir bir sanatçı?

Gülsin Onay: Orkestrayla çalışma süreci daha önce tanışmış olsak da olmasak da aynıdır: yani, konserden bir gün önce başlar. Hem şefin hem orkestra müzisyenlerinin iyi olmaları onların yalnız çalmaları değil dinlemeleriyle de ilgilidir. Çalmadıkları esnada iyi dinleyen müzisyenler hemen kendilerini belli ederler. Bu tabii aynı şekilde solist için de geçerlidir. Biraz günlük hayattaki gibi, karşınızdakiyle bağ kurabilmek için onu dinleyip önem vermek lazım.

Ali Nihat Eken: Süreyya Operası’nda Darüşşafaka yararına verdiğiniz konserde, daha sonra ENKA’da Liszt’in Dante Sonatı’nı icra ederken herkesi büyülediniz. Sizi dinlerken, o an içinde bulunduğunuz dünyayı, ruh halinizi çok merak ettim. Kapıyı birazcık aralamanız mümkün mü acaba?

Gülsin Onay: Süreyya Operası’nda ve başka şehirlerde de çaldığım bu program çok uyumlu, doruk noktasında Dante Sonatı’na gelişiyle çok dengeliydi. Bir anlamda o büyülenme noktasında hepimiz birlikte taşındık, diyebilirim.

Bu eser Liszt’in en derin ve aynı zamanda en ihtişamlı eserlerinden biri. Dante’nin İlahi Komedya’sı üzerine bestelemiş; cehennem ve cennet tasvirleri, tüm felsefesiyle insanı alabora ediyor. Piyanonun adeta fışkırdığını, katmerli seslerle böylesi haykırdığını az eserde duyarsınız. Tabii bunu duyurabilmek için de on parmağımın on kol gibi çalması gerekti! Meleklerin dolaştığı yerlerde ise, tüm o cehennemî sahnelere tezat, re majör kristal gibi parlıyor.

Ali Nihat Eken: Bir piyanist için, yüzyıllar önce bestelenmiş bir eseri bugüne taşımanın zorluğu nedir? Zaman farklı, tempo farklı, duygular farklı… Bu konudaki yaklaşımınız nedir?

Gülsin Onay: Duygular ne kadar farklı acaba? Schumann’ın Clara’ya iki asır önce yazdığı aşk notalarını sanki dün benim için yazılmış gibi hissedebiliyorum. Eminim yüzlerce piyanist de benimle aynı hisleri paylaşır çalarken ve milyonlarca dinleyici…

Shakespeare’in sonelerindeki bir gül nasıl hâlâ kıpkırmızı açıyorsa bizim için bugün, Köroğlu’nun dizelerindeki mızrak sesleri hâlâ tüylerimizi ürpertiyorsa veya Monet’nin gelincikleri rüzgarda salınmaya devam ediyorsa, büyük sanat eserlerinin tümü yüzyıllar sonrasına aynı canlılıkta ulaşırlar – hatta müziğin bu açıdan diğer sanat dallarından daha şanslı olduğunu bile söyleyebiliriz. Kısacası, onların ölümsüzlüğü zaten sahip oldukları değerlerdedir, ben buna sadık kalmaktan yanayım.

Ali Nihat Eken: Piyanist olmak Gülsin Onay için nasıl bir anlam taşır?

Gülsin Onay: Yüzmek balıklar için nasıl bir anlam taşırsa, öyle… Tarifi zor, zira piyano çalmak benim için bir yaşam tarzı. Hayatımın rastgele bir yılında rastgele bir gününe gitmemiz mümkün olsa beni kim bilir hangi şehirde ama mutlaka bir piyanonun başında bulurduk – tabii alışverişte değilsem!

Piyano çalmak aynı zamanda kendimi en iyi ifade ediş tarzım; üstelik dünyanın her yanında herkesle anlaşabildiğim ortak bir lisan. Bir şey daha var tabii: Müzik gibi müthiş bir zenginliği insanlara sunabilme şansına ve ayrıcalığına sahip olduğum için her zaman şükrediyorum.

Ali Nihat Eken: En son hangi klasik müzik CD’sini hangi solist/orkestradan dinlediniz?

Gülsin Onay: Horowitz’in resitalini dinledim; programının tamamı müthişti ama Chopin’in op.53 Polonez’ini yorumlayışına ayrıca vuruldum.

Ali Nihat Eken: Hayalinizde vermek istediğiniz konserde hangi 5 eseri icra ederdiniz? Ve kısaca neden?

Gülsin Onay: Süreyya Operası’nda çaldığım programı seçebilirim. Beethoven’ın Ayışığı Sonatı’nı çok seviyorum; konser açılışına da çok yakışıyor çünkü dinleyicileri hemen yakalayıveriyor. Debussy’nin büyüsü ise bambaşka: piyanodaki renkleri çok özel. Derinden gelen bas sesleri onun gibi kullanan az vardır. Poissons d’or, ışıl ışıl altın balıkların kaprisli kıvrılışlarını sanki parmaklarınız arasından kayıyorlarmışçasına hissettiriyor. Saygun, Sonatin’ini ben alıp yorumlamaya başlamadan önce o kadar beğenmezmiş; bir gün bana “öyle güzel çalışıyorsun ki bu artık senin eserindir,” demişti. Ben o eserin zengin anlatımına ilk elime aldığım anda vurulmuştum halbuki! Bartok’un Skeçler’i ince nüktelerle bezelidir ve karakteristik Macar ögeleri taşır; ikinci yarıya taze bir esintiyle başlamak için de birebirdir. Ve konseri Liszt ile bitirmek: Piyanoda sular akar gibi, berrak Konser Etüdü ve ardından görkemli Dante Sonatı ile vurgulu bir son.

Sevgili Gülsin Onay’a bu güzel söyleşiyi mümkün kıldığı için teşekkürler.

Ali Nihat Eken, Nisan 2011
Fotoğraflar: Gülnur Yalazer  Sayar

About these ads
Bu yazı Gülsin Onay, Klasik Müzik içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Gülsin Onay: Kendimi Tazelemek İçin Ana Kaynağım Hayat için 1 cevap

  1. Nermin Özdemir dedi ki:

    Harika bir röportaj olmuş.Çok beğendim.Zaten Gülsin Hanım’a bayılıyorum.Aslında hayatımın hiç bir alanında piyanoyla ve klasik müzikle çok fazla temasım olmadı.Resim yapıyorum sadece.Ama Gülsin hanım sayesinde piyanoya ilgim olduğunu farkettim.Ben daha çok keman dinlemekten hoşlandığımı düşünürken,Gülsin hanım ve piyano beni başka dünyalara götürüp getirdi.Bunu farketmek çok hoş.Kendisini,fiziki olarak karşılaşıp tanışmasakta,ruhen uzun yıllardır tanışıp görüştüğüm birçok insandan daha çok sevdiğimi hissettiğim anlar oluyor.Bunun sebebini aydınlık yüzünün yaydığı ışığa bağlıyorum…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s