Bir Piyanist ile Bir Opera Şarkıcısınınn Yeni Başlayan Dostluğu

Soprano Pervin Çakar, eğitimini Rusya’da devam ettiren genç piyanist Başar Can Kıvrak ile bir söyleşi yaptı. Bu söyleşiyi Blogda Hayat okurları için sayfalarımıza taşıyoruz: 


Bir Piyanist ile Bir Opera Şarkıcısınınn Yeni Başlayan Dostluğu

Başar ile dostluğum uzun yıllara dayanmıyor. Ama  sohbet ederken dediği gibi “neredeyse 10 yıllık arkadaşızmış gibi” devam ediyor arkadaşlığımız. Belki de ilk defa Beethoven ve Saint-Saens dinlediğim zaman tanımak ve güzel bir dostluk kurmak istedim. İyi ki de dinlemişim. İçindeki cevheri keşfetmek hiç de zor olmadı doğrusu. Birazcık dürüst olmak gerek sanırım. Tıpkı Giuseppe Verdi’nin dediği gibi, hem müzikte hem de sevgide mutlaka dürüst olmak gerekir. Bunu düşünerek hayatta ne kadar dürüst olunması gerektiği geliyor aklıma. İşte o zaman hiç keşfedilmemiş insanlara ulaşılıyor, onları tanıma fırsatı elde ediyorsunuz. Tıpkı benim yaptığım gibi. Dünya küçük dediğimde ise Başar Can “Küçük olan dünya değil aslında! Dünyayı nasıl daralttığına bağlı” diyor…

26 yaşındaki bu genç piyanistimiz Yakup ve İpek Kıvrak ögretmenlerimin de oğlu olur: şimdi aklıma hemen küçük bir anı geldi. Gazi Üniversitesi’nde okuduğum yıllarda Ahmet Say okula gelir müzik egitimi ile ilgili konuşmalar yapardı; Gazi Müzik Eğitim Bölümünde. Daha sonra da müzik ansiklopedilerini tanıtırdı. O zamanlar daha yeni yeni ismini duydugum piyanist Fazil Say’ın babası Ahmet Say’a sordum “Fazıl Say sizin oğlunuz mu?” O da şu yanıtı verdi bana, “Hayır , ben babasıyım!” Aradaki farkı anlamak o kadar da zor olmasa gerekti. Başar Can da Gazi Üniversitesi Müzik Eğitim Bölümü’nde iki eğitimcinin oğlu. Başar Can ile burada kısa ama uzun geceler boyu sürebilecek kadar bir röportaj yaptım. İsmini henüz duymamş olanlara onu daha yakından tanıtmak istiyorum. Çok yakında böyle yetenekli bir piyanistin ismini daha güzel ve büyük yerlerde görürseniz hiç şaşırmayın.

Piyanoyu Bantlayan Piyanist

Pervin: Sevgili Başar seni etkileyen, hayatında iz bırakan müzikler hangileridir?

Başar: Şöyle ki, Beethoven, Schumann, Liszt ve Rachmaninov özellikle kendime yakın bulduğum, çalmaktan hoşlandığım besteciler. Genel olarak romantik dönem ve sonrası. Dinlemekten hoşlandığım besteciler konusunda bir genelleme yapamam çünkü her dönem bestecisini ve müziğini seviyorum. Rus bestecilerin benim için ayrı bir yeri olduğunu söyleyebilirim. Rachmaninov 2. Senfoni vardı; bir ara hatırlarsın, sürekli dinliyordum. Shostakovich 15. Senfoni, Mahler 7. Senfoni, Scriabin 2. Senfoni, Scriabin Piyano Konçertosu, Messiaen Turangalila Senfonisi…

Pink Floyd’a olan özel ilgimi geçersek, Radiohead severim. Arabamda sürekli Jamiroquai çalar. Björk ilgimi çekmeye başladı son yıllarda.Ve bazen elektronik müzik… Ortaokul zamanlarımda bilimum metal grubu dinledim her yaşıtım gibi. Anathema, Opeth gibi grupların hayranı olduğum zamanlar oldu. Slayer’ın bir kaç parçasını, Metallica’nın bir kaç albümünü sevdim. O zamanlar garipti. Ama bunları yazarsan Pervin, beni kimse ciddiye almaz (güler).

“Takıntılı bir şekilde dinlerim”

Evde sürekli Chopin Mazurkalar (Rubinstein kaydı) duyulurdu. Fenalık geçirirdi bizimkiler. Sürekli ama, günde 10 saat…Ben de böyle bir huy vardır küçüklüğümden beri. Hala devam eder. Bir esere kitlenince takıntılı bir şekilde dinlerim. Bu eser hep değişir; mesela, dün Messiaen-Le Banquet Celeste idi… bütün gece bu çaldı. Birkaç gündür de bu. Geçtiğimiz haftalarda Rachmaninov’un 2. senfonisi. 10 gün kadar obsesif bir şekilde dinledim, Previn-Londra Senfoni ve Maazel-Berlin Filarmoni kayıtlarını. Küçüklüğümde de işte bir Chopin Mazurkalar dönemi yaşandı. Mozart’in 3 piyano için konçertosu (Lugansky- Nikolaeva ve Virsaladze çalıyor) ve İdil Biret’in Saint-Saens 2-4. konçertolar CD’si. Lisedeyken bir dönemim Shostakovich 15. senfoni ile geçti… Moskovadaki ilk yılım Mahler 7. senfoni ile… bu müziklerin hepsi beni derinden etkilemiştir. 7-8 yıl önce yaz tatilim yine İdil Biret ‘in Brahms 2. piyano konçertosu kaydıyla geçti… Rusya’ya gittikten sonra başladım diyebilirim opera dinlemeye. Özellikle Rus operaları. Beni çok etkileyen Rus operası ise “Maça Kızı” olmuştur.

Pervin:Piyano çalmaya nasıl başladın?

“Ben piyano çalacağım… Bana piyano çalmayı öğret”

Başar: 10 yaşındaydım. Annem ve babamın hoca olduğu Gazi Üniversitesi Müzik Bölümüne gidiyordum sürekli. Bir gün nereden estiyse, “Ben piyano çalacağım” dedim. Aile dostumuz ve o zamanlar okulda ögrenci olan Ozan abimi “Bana piyano calmayı ögret” diye daralttım. Israrlarıma dayanamadı ve bana bir-iki nota çalmayı ögretti. Bir kaç sene çalıştık, sonra o Amerika’ya gitti ve öğretmensiz kaldım. Bir kaç hoca ile görüşüldü, çalışıldı ama hiç birinde Ozan abideki çalışma zevkini alamadığım için piyanodan soğudum.

“Bu piyanoya asla elimi sürmeyeceğim”

Ortaokulda Tevfik Fikret’e girdim. Burada müzik derslerinde sürekli zaman geçirmek için zorla piyano çaldırılınca artık isyan edip (zaten az önce anlattığım nedenlerden dolayı piyanodan soğumuştum) evdeki piyanonun kapağını bantladım, “Bu piyanoya asla elimi sürmeyeceğim” dedim. Ve piyano konusu kapandı: Huzurlu bir hayat başladı, ortaokul son sınıfın bitimine kadar daha doğrusu. Ortaokul bitti… yazın İzmir’deyim; aile dostumuzun evinde. Benden 6-7 yaş küçük Can Bağdar, evin çocuğu. Kardeşim gibidir kendisi. Piyano dersi alıyor. Bir gün Bağdar derse gitmeden önce annem, olur da ben biraz heveslenirim diye diyor ki; “Başar, Can Bağdar derse gidecek… beraber bir bakın çaldığı parçaya”. Benim de, bir anda nasılsa ilgimi çekiyor oturup calışıyoruz. “Parmağını kırma” falan diyorum; herhalde o yaşta maksat, hava atmak. Can Bağdar derse gidip geliyor, ve diyor ki “Başar Abi dersim çok iyi geçti. İyi ki seninle çalışmışız.” Bunun üzerine aniden gaza geliyorum ve yavaş yavaş, çaktırmadan piyano çalmaya başlıyorum… hala İzmir’deyiz.

Pervin: Bana da İhtilal Etüdü’nü çalar mısın Başarcım?

“İhtilal Etüdü”

Başar: İhtilal Etüdü de nereden çıktı? Nedense Chopin’in Op.10 No.12 do minör, nam-ı diğer “İhtilal” etüdüne takıyorum kafamı… Çalacağım ben bunu, başlıyorum çalışmaya. O gün benim için dönüm noktası oluyor. En son çaldığım eser: Kuhlau’nun fa majör (do majör degil, evet:) bir sonatının ilk bölümünün yarısı ve bu Chopin Etüd’ü calışmaya başlıyorum. Babam, “Oğlum sakatlanacaksın”; annem, “Oğlum ne gerek var sakatlanacaksın”…. endişeliler. Bir şekilde -tabii ki çok kötü bir şekilde- ama baştan sona çalıyorum bu etüdü ve ben piyanist olacağım diyorum nedense. Annemlerin saatlerce benimle konuşmaları… “Oğlum bu yaştan sonra (ortaokul bitmiş) piyanist olunmaz” demeler… Ben cahil cesaretiyle, “Ben olurum siz de görürsünüz” gibi cümleler. Sonuç olarak, o yaşta o seviyeye hiçbir konservatuvar beni kabul etmez bu kesin. Ne yapılabilir? Güzel sanatlar lisesine gidilir, en azından hevesimi alırım… Tevfik Fikret Lisesi’nden Güzel Sanatlara.

“Babamın Polonya’dan getirdiği CD’ler”

Bu arada, babamın zamanında Polonya’dan getirdiği klasik müzik CD’leri vardır. Bu CD’leri dinleyerek klasik müziği çok sevmeye başlamıştım zamanında. Bu CD’lerden bir tanesinin üzerindeki isim: Eliso Virsaladze. Virsaladze kim mi? Benim şimdiki hocam! Dönelim Güzel Sanatlar’a… sonuç olarak bu okula girdim. Hazırlık sınıfındayım. Haftada bilmem kaç saat İngilizce dersleri. Bir yandan Emre Şen’ e ulaşıldı, onunla çalışmaya başlandı.

Hayatıma yön veren isimdir Emre Şen. Benim, Bilkent’in Müzik Hazırlık Lisesi’ne girmem gerektiğini söylemiştir hep. İyi ki sözünü dinlemişim. Güzel Sanatlar’daki hazırlık bitince Bilkent’e girdim… Namık Sultanov ile çalışmaya başladım. Namık Sultanov ile “Rus disiplini”ne adımımı atmış bulundum. Lise 1’in ilk dönem sınavının sonunda “Arkadaşlar, ben gidiyorum” dedi Namık Sultanov… İkinci kez “Ben gidiyorum” diyen bir hoca… ikinci kez Amerika’ya… Tam ona alıştığım anda Namık Hoca da gitti… Şimdi ne yapacağız? Emre Hocam’ın tavsiyesi: Gülnara Azizova (o zaman soyadı Azizova idi; şimdi Aziz. Türk vatandaşı oldu çünkü. Türkiye için çok büyük bir kazanım.) Namık Hoca gittikten sonra Gülnara Hoca ile ışık hızıyla calışmaya başladık… Beni şans eseri kabul etti sınıfına. Onun öğrencisi olmasaydım, şu anda ne durumda olurdum, düşünmek bile istemem.

Ferdi Statzer Yarışması 

İkinci dönemin sonlarına doğru bir derse elinde yarışma broşürüyle geldi. “İstanbul’da bir yarışma var, katılmak ister misin? Program, şu…” Ben de tabii ki hemen kabul ettim. O durumuma göre ağır bir program; 3 eleme. Finalde bir konçerto; konçerto çalmamışım daha doğru düzgün… cahil cesaretiyle soyundum işe…Mayıs ayındayız, yarışma Ekimde. Hazırlandım ve hep beraber gittik İstanbul’a. Sonradan öğrendigime göre yarışma öncesi Gülnara Hoca anneme demiş ki; “Böyle olduğunu bilseydim Başar’ı bu yarışmaya sokmazdım çünkü biraz fazla profesyonel bir yarışma bu Başar’ın durumuna göre”

Pervin: Sonuç ne oldu?

Başar: Neyse işte ilk elemeyi çaldım… anlamsız bir şekilde geçtim İkinci elemeyi çaldım… yine geçtim. Bir şekilde final. Sonuçta 3. oldum. Birinci 30 yaşında, ikinci 28, üçüncü olan ben de 16… 29 ekim günüydü final ve finalde yarışan tek Türk piyanisttim. 5 finalist vardı yanlış hatırlamıyorsam. Bu yarışma piyanistlik hayatımda çok büyük bir yere sahiptir. Bu şekilde başladım Gülnara Hoca ile 7 sene sürecek bir beraberliğe.

Pervin : (Güler) Ne yapıyordum acaba 16’li yaşlarımda? 14 yaşında ben de THM halk müziği yarışmasında birinci olmuştum.

Başar: Gülnara Hoca beni sıfırdan varetmiştir. Sıfır noktasındaki bir piyano ögrencisine yarışmada ödül aldırmıştır. Çok rahat konuşuyorum seninle. İlginç! 10 senelik arkadaşımmışsın gibi konuşuyorum.

Pervin: Piyano senin için ne ifade ediyor, Basarcım?

Başar: Bu konuda yazamıyorum…iki cümle bile yazamıyorum.

Pervin: Ne yani… hiç bir şey ifade etmiyor mu?

Basar: Tabii ki çok şey ifade ediyor. İfade etmeseydi bu işi yapar mıydım ?

Pervin: Çalarken ne hissedersin?

“Çalarken sevdiklerim aklıma gelmez”

Başar: Müziği ne kadar çok sevdiğimi.. Çalarken kendimi müziği yöneten biri olarak görürüm, orkestra şefi gibi. Olabildiğince “kafa” ile çalmanın önemli olduğunu düşünürüm. İçten ve kalpten çalmak ne kadar önemliyse düşünerek çalmak da o kadar önemlidir diye düşünürüm. Çalarken sevdiklerim aklıma gelmez sanırım… Dinlerken gelebilir ama çalarken degil. Ama işte bunları yazarsak “Ne kadar odun bir müzisyen” diyecekler… önyargı oluşucak insanlarda (Güler)

Pervin: Neden oluşsun ki önyargı? Kimileri çalarken düşünür sevdiklerini, kimileri de dinlerken. Ya da her ikisi birlikte, kim bilir belki de hiç bir sey düşünmezler ne çalarken ne de dinlerken.

Başar: Yani müzik dinlerken hissettiklerimle, çalarken hissettiklerim aynı değil; onu demek istiyorum. Bu, “Hissetmiyorum, içimden geldiği gibi çalmıyorum” anlamında değil. Moskova’da bir hocamız, “Tamamen içinizden geldiği gibi çalarsanız sahnede, kendinizi kaybedersiniz, cok güzel çaldığınızı zannedersiniz ama seyirciye giden dümdüz sesler olur” der. Anlatabildim mi bilmiyorum? O müzikten hissettiklerimi seyirciye aktarabilmek için daha soğukkanlı ve analitik yaklaşmak gerektiğini düşünüyorum. İşin mutfağının çok önemli olduğunu da.

Rus ekolü müdür?

Bir yer düşün, bir Chopin Noktürn’ün başı mesela. Chopin Op.55 No: 2… Noktürn, örneğin. O Noktürn’ün başındaki Si bemol notasını kaç kere çalmak gerekir çalışırken, dinlemek bir daha çalmak, bir daha dinlemek… Mutfak derken bundan bahsediyordum. Sadece notaları öğrenip çıkıp sahnede çalmak değil yani olay. “Tamamen içinden geldiği gibi”: Bu da değil. Bu benim görüşüm. Rus ekolü müdür, bilmem… aklın yolu bir. Ama, evet şunu diyebilirim ki, Rusya’da bu işler böyle oluyor.

Pervin: Neden Moskova’ya gittin? Neden böyle bir tercih yaptın?

Moskova… Soğuk Kış Günleri

Başar: Neden Moskova? Çünkü, ben Bilkent Müzik Hazırlık Lisesinde okuduğum zamandan itibaren, sonrası için arayıştaydım. Gülnara Hoca, ileride Elisso Virsaladze ile çalışırsam cok iyi olacağını düşünüyordu. Lisans eğitimimin son iki senesi Virsaladze ile bağlantı kurduk. O, Moskova’da ders veriyordu. Özellikle Moskova’ya gitmek gibi bir planım yoktu yani.

Pervin: Yaşadığın zorluklar neler oldu? Kaç senedir oradasın? Rusçayı öğrendin mi? Naz drovyaaa!!! vodka- müzik- soğuk kış günleri… Seviyor musun Moskova’yı?

Başar: Moskova’ya bayılıyorum diyemem ama ilginç bir şekilde özlüyorum. Sonuçta artık hayatım orada geçiyor birkaç senedir. Rusçayı da “eh işte” öğrendim. Zorluklar… gerçekten özellikle geçtiğimiz sene çok soğuktu. Çok çok zordu çünkü kış çok uzun sürdü. İklim dışında da yurtdışında yaşamanın tipik zorluklarını, herkesin yaşadığı zorlukları tabii ki yaşadım. Yeni bir ülke, yeni bir dil, yepyeni ve çok garip bir kültürel yapı.

Pervin: Müzisyenler genelde kendilerinin anlaşılmaz insanlar olduklarını iddia ederler. Sen ne düşünüyorsun bu konu hakkında?

Başar: Benim öyle bir iddiam yok. Bir müzisyen de anlaşılmaz olabilir, bir iç mimar da anlaşılmaz olabilir, sigortacı da, oto galeri sahibi de…

Pervin: Hedeflerin ve hayallerin nelerdir?

“İyi… Gerçek Müzisyenlik”

Başar: İyi bir müzisyen olmaya çalışıyorum. Bu yüzden Moskova’dayım aslında. Orada inanılmaz bir eğitim var. “Tam” bir eğitim. Hedefim, “iyi müzisyen” olmak. Bu çok basit duyuluyor kulağa… ama “iyi – gerçek müzisyenlik” o kadar derin ki aslında. Çok fazla vasfın birleşiminden oluşuyor bu kavram. İşte ben de bu vasıflara sahip olmaya çalışıyorum, umarım gerçekleşir. Zaten bu işle uğraşan herkesin hayalidir bilmem kaç bin kişilik salonlarda çalmak, kayıt projeleri, tanınmak, bilinmek, insanlara kendi müziğini dinletmek. Kısacası herkes bunları hakettiğini düşünür. Bazen hakeden bir müzisyen bunları elde edemeyebilir. Haketmeyen ise elde edebilir bu dediklerimi… “Ben bunu hayal etmiyorum” demek samimiyetsizlik olur tabii ki. Sahnede olmayı seviyorum. Hayalim, sahneye daha çok çıkmak, daha çok konser vermek diyelim.

Röportajı yapan: Soprano Pervin Çakar

Başar Can Kıvrak hakkında bunları biliyor musunuz?

Başar Can Kıvrak, 1985 Yılında Ankara’da doğdu. Orta öğretimini Ankara Özel Tevfik Fikret Lisesi’nde tamamladı. 10 yaşından itibaren 2 yıl Ozan Bilen ile piyano çalıştı. 2000-2001 öğretim yılında Ankara Anadolu Güzel Sanatlar Lisesine girdi. Bu okuldaki bir yıllık öğrenciliği sırasında Emre ŞEN ile piyano çalıştı. 2001-2002 Öğretim yılında Bilkent Üniversitesi Müzik Hazırlık Lisesinin sınavını kazanarak Namık SULTANOV’un piyano sınıfına kabul edildi. Bir dönem sonra Gülnara AZİZ’in öğrencisi oldu.2002 Ekim ayında İstanbul’da düzenlenen 1.Uluslararası Ferdi Statzer Piyano Yarışmasında Üçüncülük ödülü aldı.Daha sonra çeşitli illerde ve KKTC Turizm ve Çevre Bakanlığının daveti üzerine Kıbrıs-Bellapais’de resitaller verdi.

2004 Aralık ayında Yamaha Music Foundation of Europe tarafından düzenlenen “Yamaha Bursu” yarışmasını kazandı. 2005 Nisan ayında Sofya’da düzenlenen 2. Uluslararası Genç Virtüözler Piyano Yarışmasında “Grand Prix” (Büyük ödül) aldı. 2005 Ağustos ayında Devlet Sanatçısı Gülsin ONAY ile çalıştı. Bodrum-Gümüşlük Uluslararası Klasik Müzik Festivalinde bir konser verdi.
İdil Biret, Gülsin Onay, Özgür Aydın, Emre Elivar, Muhiddin Demiriz, Kamerhan Turan, Michael Roll, Dimitri Alexeev, Oxana Yablonskaya, Dmitris Sgouros, Walter Groppenberger ve Eliso Virsaladze gibi piyanistlerin master class çalışmalarında yer aldı.

Bilkent Gençlik Senfoni Orkestrası, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Çukurova Devlet Senfoni Orkestrası, Eskişehir Anadolu Üniversitesi Senfoni Orkestrası ve Bilkent Senfoni Orkestrası ile solist olarak çaldı. 2008 Mayıs ayında Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Piyano Bölümünden Gülnara Aziz’in öğrencisi olarak mezun olan Başar Can KIVRAK, bu okuldaki öğrenimi süresince André Sommer ile eşlik, Elena Gnezdilova ile oda müziği çalıştı.
Başar Can Kıvrak 2008 yılından itibaren çalışmalarına Moskova Çaykovski Devlet Konservatuvarında Prof. Elisso Virsaladze ile devam etmektedir.

Reklamlar
Klasik Müzik içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

Blogda Hayat Okurlarına

Blogda Hayat’taki yazılarıma bir süredir ara vermiş durumdayım. Bunun nedeni de klasik müzik dergisi “Neo Filarmoni” için yaptığımız çalışmalar. Eylül 2011’den itibaren “Neo Filarmoni”de buluşmak dileğiyle.

Uncategorized içinde yayınlandı | Yorum bırakın

25. Uluslararası İzmir Festivali Gülsin Onay ve Philharmonia Orkestrası ile Açılıyor

Uluslararası İzmir Festivali 25. yılında, çağımızın en önemli orkestralarından Philharmonia ve ünlü şefleri Esa-Pekka Salonen ile dünyaca ünlü piyanistimiz Gülsin Onay’ı bir araya getiren muhteşem bir konserle açılıyor.

İngiltere’nin ulusal orkestrası sayılabilecek Philharmonia, dünyanın da en iyi orkestralarından biri kabul edilmektedir. 1945 yılında kurulan orkestra kısa süre içinde Klemperer, Furtwangler, von Karajan gibi abidevi şeflerin ilgi ve takdirini kazanmış, Richard Strauss ile 4 Son Şarkı isimli eserinin dünya prömiyerini yapmıştır. Stravinski’nin Bahar Ayini’nin de ilk kaydını gerçekleştiren orkestra 50’lerde ise Toscanini, Maazel gibi efsane isimlerle çalışmıştır. 1977’de Askenazy şeflik kariyerine bu orkestra ile adım atmış ve günümüze kadar süren bir işbirliği de böylece başlamıştır. Sadece yerleşik olduğu Londra’da değil Avrupa’dan Japonya’ya turnelerle dünyanın belli başlı tüm salonlarında konser veren Philharmonia, Igor Stravinski’den Abbado’ya ve Esa-Pekka Salonen’e çağımızın hemen hemen tüm büyük şefleriyle konserler ve kayıtlar gerçekleştirmiştir.

Esa-Pekka Salonen ilk olarak 1983’te henüz sadece 25 yaşındayken yönettiği Philharmonia’ya 1985 ila 94 yıllarında konuk şeflik yapmış ve 2008’de daimi şef ve sanat danışmanı olarak gelmiştir. Orkestra onun sanatsal liderliğinde Rüyalar Şehri Viyana, Clocks and Clouds (Ligeti), Related Rocks (Lindberg) gibi en önemli projelerinden bazılarını gerçekleştirmiştir. Daha önce Los Angeles Filarmoni Orkestrası’nın müzik direktörü olan Esa-Pekka Salonen, özellikle çağdaş müzik yorumlarıyla tanınmaktadır ve opera dâhil, pek çok eserin ilk seslendirilişlerini yapmıştır.

Bu görkemli konserde Esa-Pekka Salonen yönetimindeki Philharmonia Orkestrası’nın solisti 5 kıta 65 ülkede verdiği konserlerle dünya çapında bir kariyer sürdüren piyanist Gülsin Onay olacak. Sanatçı, bugüne kadar İngiliz Kraliyet Filarmoni, İngiliz Oda Orkestrası, City of London Sinfonia, Northern Sinfonia gibi önemli İngiliz topluluklarla pek çok konser vermiş, turne yapmış olmakla birlikte Philharmonia ile ilk kez çalıyor.

Gülsin Onay’ın yorumlayacağı eser ise çağdaş Türk müziğinin dünya çoksesli müzik kültürüne en önemli armağanlarından Ulvi Cemal Erkin’in Piyano Konçertosu. Philharmonia Orkestrası konserde ayrıca Mussorgsky’nin Çıplak Dağda Bir Gece ve Berlioz’un Fantastik Senfoni’sini seslendirecek.

20 Haziran Pazartesi akşamı AASSM’nde saat 21.30’da başlayacak Uluslararası İzmir Festivali’nin 25. yılı açılış konseri kuşkusuz ülkemiz sanat ajandasına damgasını vuran etkinliklerden biri olacak.

Gülsin Onay’ın programında İzmir’in hemen ardından ise Nafplion Festivali ve Atina konserleriyle Yunanistan var.

Gülsin Onay, Klasik Müzik içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Cana Gürmen ve Ryu Goto, Cemal Reşit Rey Konser Salonunda


Piyanistimiz Cana Gürmen ve keman solisti Ryu Goto, dün gece (15.06.2011) İstanbul Cemal Reşit Rey Konser Salonunda seyirci tarafından da çok beğenilen, başarılı ve bir o kadar da keyifli bir konsere imzalarını attılar. Japon Büyükelçiliği, Sony, İKSV ve İstanbul Büyükşehir Belediyesinin katkılarıyla düzenlenen özel konserin başlangıcında sahneye önce Ryu Goto çıktı ve programa “modern bir eser” ile başlayacaklarını söyledi: Prokofiev’in 1 numaralı keman sonatı. Goto, sonat üzerine seyircilere kısa bilgiler sundu. Eserin, yazıldığı dönemin ruhunu yansıttığını; “Büyük Birader”ın insanlar üzerinde kurduğu baskının, bu baskının neden olduğu tansiyonun ve buna rağmen, bireyin yakalamaya çalıştığı huzur anlarının müzik yoluyla hissedilebileceğini anlattı. Daha sonra, Cana Gürmen alkışlar arasında sahneye geldi ve konser başlamış oldu; ikilinin performansını dinlerken Ryu Goto’nun ilk baştaki açıklamaları, sonatı daha iyi anlamamıza yardımcıydı. Gürmen’in piyano ve Goto’nun keman anlatımları çok etkileyicydi. Bu eserin ardından Goto, sahnede tek başınaydı: Paganini “Introduction & Variations on ‘Nel cor piu non mi sento’, Op. 38. Eser, seyriciden büyük alkış aldı.

Verilen aranın ardından programın ikinci bölümüne Brahms’ın 3 numaralı piyano sonatı ile başlandı. Brahms’ın 1888’de Thun Gölü civarında geçirdiği bir yaz tatili sırasında bestelediği; piyanist ve şef  Hans von Bülow’a ithaf ettiği eser çok etkiliyeciydi. Sanki Cana Gürmen ve Ryu Goto, çok uzun zamandır birlikte çalışmış gibilerdi. Oysa daha sonra kuliste öğrendiğime göre, Gürmen ve Goto sadece 2 gün birlikte çalışma imkanı bulmuşlardı. Programın son eseri Ravel “Tzigane” oldu ve hiç şüphesiz çok büyük alkış aldı. Seyirci, Gürmen ve Goto’yu pek çok kez sahneye geri çağırdı ve sanatçılar da büyük bir nezaket göstererek 2 bis parçası çaldılar: Kresler “Schön Rosmarin” ve
Sarasate “Zapateado”.

Ryu Goto ile ilgili olarak ilginizi çekecek bir kaç not: Goto, ünlü keman sanatçısı Midori’nin kardeşi. Müzik çalışmalarının yanısıra Goto, Harvard Üniversitesinde fizik öğretimi görüyor ve bu sene mezun oluyor. Goto, aynı zamanda karatede siyah kuşak sahibi.

Piyanistimiz Cana Gürmen’in, oda müziği dalında Saim Akçıl, Suna Kan ve Ayhan Baran ile yaptığı uzun soluklu çalışmaları bulunmakta. Bu çalışmalar Gürmen’in ülkemizin en geniş repertuarlı piyanistleri arasında yer alamasını sağlamış. 1999 yılında profesörlük ünvanı alan Gürmen, konser çalışmalarının yanında,  İstanbul Devlet Konservatuvarında Piyano Ana Sanat dalı öğretim üyeliği de yapmaktadır. Cana Gürmen, 2010-2011 sezonunda Suna Kan ile birlikte verdiği konserlerle “Blogda Hayat”ın sayfalarını süslemişti.


Yazı ve fotoğraflar: Ali Nihat Eken, Blogda Hayat.

Klasik Müzik içinde yayınlandı | , ile etiketlendi | Yorum bırakın

UNICEF İyi Niyet Elçisi Gülsin Onay’ın Müziği Çocuklara “Dokunacak”

Piyanistimiz Gülsin Onay, 7 Haziran Salı akşamı Ankara’da onu sevenleriyle buluşacak. Bu buluşmanın çok özel anlamları var: Onay, “Çocuklarla 60 Yıl” isimli bu gecede çocuklar yararına bir resital verecek.  Bilindiği üzere, Gülsin Onay, UNICEF’in İyi Niyet Elçisi. Bu gecenin bir diğer önemi de UNICEF Türkiye Milli Komitesi’nin 60. yılının kutlanacak olması.

Gülsin Onay’ın bu resitalde sunacağı programa gelince: “İyi ki Doğdun Franz” temasını taşıyan program, Gülsin Onay’ın geçtiğimiz aylarda ABD ve Kanada turnesinde seslendirdiği ve Sono Luminus firması için kaydettiği eserleri içeriyor: Haydn’dan Saygun’a uzanan bir yelpazede Schumann’ın abidevi eserlerinden do minör Sonat ile Liszt’in insanı tam manasıyla alabora eden Dante Sonatı. (Blogda Hayat okurları Gülsin Onay’ın “Dante Sonatı” performansını daha önceki yazılarımızdan da hatırlayacaklardır.) Bu eserleri içeren CD’nin bir an önce piyasaya çıkmasını diliyoruz.

Kuzey Amerika’dan sonra İstanbul, İzmir ve Eskişehir’de seslendirdiği bu programı Ankaralı müzikseverlerin kaçırmaması gerekiyor.

Bunları da hatırlatalım: Gülsin Onay, Şili’den Kanada’ya, Amerika’ya, İspanya’dan Ukrayna’ya Avrupa’yı kat ettiği 2010-11 sezonunu bu konserle noktalarken, yaz festivalleri sezonunu da açıyor. Onay’ın temposuna alışık olan müzikseverleri tatlı tatlı gülümsetecek yaz sezonu programında neler mi var? Gülsin Onay’ın yaz programı İzmir Festivali ile başlayacak. Festivalin, 20 Haziran 2011 tarihinde, Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’ndeki  Açılış Konserinde Gülsin Onay, Philharmonia Orchestra ve şef Esa-Pekka Salonen ile birlikte sahnede olacak. Bu önemli konserin sonrasında: Yunanistan’ın Nafplion, Lüksemburg’un Wiltz, Fransa’nın Pic ve Almanya’nın ünlü Schleswig-Holstein Festivalleri; ayrıca sanat danışmanı olduğu Gümüşlük Klasik Müzik Festivali’nde konserler ve ustalık sınıfları.

Gülsin Onay, Klasik Müzik içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Tuncay Yılmaz, “Sürprizli” Haberleriyle Hürriyet Gazetesi’nde

Klasik müzik sanatçılarımızın ülkemiz medyasında yer bulması insanı mutlu ediyor. Yazılarını uzun zamandır Habertürk’ten takip ettiğimiz keman solistimiz Tuncay Yılmaz, bugün Hürriyet Gazetesi’nden Ayça Dikmen’in röportajına konuk oldu.

25 Mayıs 2011’de Müziksev’in açılışında Emre Elivar ile birlikte verdiği konser sonrası gerçekleştirilen röportajda Tuncay Yılmaz, yeni sezonda çok önemli bir projeye imza atacağını belirtiyor ve sürpriz projenin çok yakında kamuoyuna açıklanacağını vurguluyor. Klasik müzik adına yapılan her doğru projenin müzik dünyamıza zenginlik katacağını düşünmek şimdiden heyecan veriyor.  Tuncay Yılmaz ile yapılan röportajda dikkat çeken bir diğer haber de sanatçımızın Erkin’in konçertosunu yurt dışında çalmaya başlayacağı haberi. Röportajın tamamını Hürriyet’te okumak için tıklayın.

Klasik Müzik içinde yayınlandı | ile etiketlendi | Yorum bırakın

Müziksev’in Açılışında Tuncay Yılmaz ve Emre Elivar’dan Işıltılı Bir Konser


Müziksev’in açılışında unutulmaz bir konser veren yıldız sanatçılarımız Tuncay Yılmaz ve Emre Elivar, İzmir’in kent tarihine altın harflerle yazıldılar…

Ülkemizde müzik adına yapılan katkılar, bizleri mutlu ediyor; bu katkılar sonucu kazanan müzik ve müzik tutkunları oluyor. İşte bu güzelliklerden biri de, ülke adına, 25 Mayıs 2011’de İzmir’de yaşandı: İzmir, MÜZİKSEV adında yeni bir müzik merkezine kavuştu. Atatürk Caddesinde bulunan eski bir Alsancak köşkü restore edilerek bir müzik merkezi haline getirildi.

İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı’nın İzmir’e armağanı olan MÜZİKSEV’in açılış gecesi son derece görkemliydi. Gecenin en önemli anı ise elbette, müziğin “konuştuğu” andı. “Müzik ve Sanat” yine her şeyin üstünde ve önde geliyordu. MÜZİKSEV’in bu özel gecesi iki yıldız sanatçımızı ilk kez biraraya getirmişti. Değerli keman solistimiz Tuncay Yılmaz ve değerli piyanistimiz Emre Elivar… Müziksev’in açılış gecesine nadide mücevherler gibi yakışan Mozart Mi Minör Sonat ve Beethoven’in ünlü “Kreutzer” Sonatı, gecenin anlamına bambaşka bir şıklık kattı.

Konser başlar başlamaz, 185 kişilik butik konser salonunun kapıları kapanınca, köşkün bahçesine yerleştirilen dev ekran sayesinde bu özel konserin, bahçeye taşan kalabalık davetli topluluğuna da ulaştırılması sağlandı..

Konseri izleyen ve dinleyen konuklar arasında, efsanevi kemancı, devlet sanatçısı Ayla Erduran da bulunuyordu. Coşkulu alkışlarla sonlanan konser sonrasında Tuncay Yılmaz ve Emre Elivar’ı tebrik ederken heyecanla söylediği şu sözlere dilerseniz hep birlikte kulak verelim: “Tuncay, büyük bir kemancı ve müzisyen… Arşe tekniği ve hassaslığı olağanüstü.. Mozart sonatını harika bir şekilde yorumladıktan sonra, Beethoven “Kreutzer” sonatında final karakterini ve aslında bu sonatı baştan sona bambaşka etkileyici ve çok güzel çaldı. Tuncay, eseri “Oistrach” konseptiyle çalıyor… Çok mutlu ve gururluyum…” Emre Elivar’ın da çok değerli bir müzisyen ve piyanist olduğunu ve eserleri parlak çaldığını ifade eden Erduran’ın bu konserde bulunması da özel bir değer ifade ediyor.

Sanatçılarımızı kutluyor, sabırsızlıkla yeni başarılarını hep beraber paylaşmayı ve duyurmayı diliyoruz.

MÜZİKSEV’in gecesindeki Tuncay Yılmaz ve Emre Elivar konseri, klasik müzik sanatçılarının dayanışmasını, ortak projelerde biraraya gelmelerini vurgulama açısından da önem taşıyor. Bu tür seçkin “müzikli” beraberliklerin seyirciyi ne denli mutlu ettiğini söylemeye gerek bile yok, elbette.

MÜZİKSEV’in internet sitesi açılışla ilgili fotoğraflar da yayınladı. Bu fotoğraflara ulaşmak için lütfen tıklayınız. İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı’nı, MÜZİKSEV ve bu özel konser için kutluyor; bu yeni müzik merkezimizin amacını anlatan bir alıntıyla alıntıyla sonlandırıyoruz:

“MÜZİKSEV” Hakkında (Kaynak: İKSEV)
“Ziyaretçiler, sergilenen çalgıların seslerini gelişmiş teknoloji ürünü aygıtlarla, en iyi yorumcularının icralarından dinleyebilecek, ayrıca ses arşivinde bulunacak, taş plaklardan festival konserlerine, tanınmış sanatçıların performanslarından başta Kültür Kongreleri olmak üzere önemli kongre ve seminerlerin kayıtlarına kadar, her türlü kayıttan yararlanabilecektir. MÜZİKSEV’de düzenlenecek Uluslararası Yaz Kursları, atölye çalışmaları ve ustalık sınıfları çeşitli ülkelerin müzisyenlerinin bir çatı altında buluşup kaynaşmasına katkıda bulunacaktır. Bilindiği gibi İKSEV, iki yılda bir “Dr. Nejat F. Eczacıbaşı Ulusal Beste Yarışması”nı da düzenlemektedir. Genç bestecilerimizi teşvik etmek amacıyla 1996 yılından bu yana düzenlenen bu Yarışma, bu güne kadar çağdaş Türk Müziğine 150 yeni eser kazandırmıştır. Bu eserlerin çoğaltılıp, seslendirilmeleri, yaşatılmaları ve geniş kitlelere mal edilmesi gerekmektedir. Bu gereklilik sadece genç bestecilerimizin eserleri için değil tüm Çağdaş Bestecilerimizin yaratılarını kapsamaktadır. Müzik kültürümüzün en değerli parçaları olan bu eserlerin notalarının basılması, korunmaları, evrensel düzeyde seslendirilmelerinin sağlanması, MÜZİKSEV’in hedefleri arasındadır. İzmir Kültür Sanat ve Eğitim Vakfı, İzmir’e değerli bir katkı olarak düşündüğü MÜZİKSEV’in çalışmalarını sürdürürken bu çabanın sanat çevrelerinde son derece olumlu karşılanması ve desteklenmesi çok sevindiricidir.”

Klasik Müzik, Tuncay Yılmaz içinde yayınlandı | 1 Yorum