Royal Albert Hall’da Kural Tanımayan Nigel Kennedy

Bundan bir ay önce gittiğim bir konserle ilgili bilgisayarıma notlar düşmüş ama bunları bir türlü yazıya dökememiştim. Epey gecikmeli olsa da bunu şimdi yapabiliyorum. Söz konusu konser 3 Kasım 2010 tarihinde, Londra Royal Albert Hall‘daki “Nigel Kennedy” konseriydi. Temmuz ayında Royal Albert Hall’da BBC Proms konserlerinden birine katılmış ve hep merak ettiğim bu mekanı yakından tanımıştım. Şimdi de Nigel Kennedy gibi bir virtüözü dinleme fırsatını yakalamıştım. Tesadüfen o gün Londra’daki metro grevi sokakları tam bir kaos içine sürüklemişti. Şehirdeki baş döndüren tempo, insanların otobüs bulma telaşıyla daha da olağandışı bir hal almıştı. Bu koşturmacanın sonunda Nigel Kennedy konseri olacağı için hiç tereddüt etmeden yoluma devam ettim. 3 saate yakın bir süre sonra Russel Square’den Albert Hall’a varmıştım. Normal zamanda bu süre yaklaşık 1 saati.

Konserin, metro grevinden dolayı 15 dakika gecikmeyle 19:45’te başlayacağı anonsu yapılan yanımdaki bayan seyirciyle sohbete başladım; doğum günüydü ve konser bileti, eşinin ona armağanıydı… Ve derken Nigel Kennedy’ye eşlik edecek The Orchestra of Life ile The Nigel Kennedy Band, Vivaldi çalmak üzere yerlerini almaya başladılar.  Hemen belirtmeliyim, müzisyenler yerlerini almadan önce sahne gerisinden hep birlikte “Oi” diye bağırdıklarında aslında bu konserin sürprizlerle dolu olacağının da ilk işaretini vermiş oluyorlardı… Sonunda punk görünümüyle, kıpır kıpır haliyle ve gülümsemesiyle Nigel Kennedy de sahneye geldiğinde seyirci epey keyiflendi. Kemanlardaki Lizzi Ball, Sonja Schebeck ve Alija Smietana, Nigel Kennedy’nin gözbebekleriydi. Üçü de yetenekli, bir o kadar da alımlılardı. Zaten Kennedy, bütün konser boyunca onlara çapkın çapkın espri yaptı. Kennedy, tanıdığım hiç bir klasik müzik sanatçısına benzemiyordu. Çaldıkları ilk eserin ardından salona yeni yetişebilen bir bayan seyirciyi öptü, eserleri yorumlarken ayaklarıyla tempo tuttu, seyircinin içkisini alıp içti, orkestraya sataştı, şakalar yaptı, eserlerin bölüm aralarında seyirciyi alkışması için cesaretlendirdi, baş kemancısıyla “atışma” yaparken cebindeki ağız armonikasını çıkarıp onu çaldı. Bunlar, klasik müzik konserlerinde göremeyeceğimiz davranışlardı. Pek çok klasik müzik dinleyicisi için “itici” bile olabilirdi…

İşin eğlenceli yanı ne olursa olsun Nigel Kennedy ve diğer müzisyenler, o gece yeteneklerinden hiç bir zaman kuşku duyulmayacak bir performans sergilediler. Çoğunluğu Polonyalı olan orkestra üyeleri harikaydı. O gece Vivaldi Gecesi’ydi ama Kennedy’nin müziplikleri ve enerjisi onu program dışına çıkarttı hep. Bazen bir caz ezgisi bazen farklı bir besteci Vivaldi eserlerinin içine, arasına kaynayıverdi. Konserin ikinci bölümü “Dört Mevsim”e ayrılmıştı; Kennedy daha az şaka (!) yapıyordu bu bölümde. Ama hemen sonrasında şakalarına hep devam etti. Seyirci onu bırakmak istemiyordu; zaten, Kennedy de gitmek istemiyordu. İlan edilen konser programı tamamlandıktan sonra orkestra, Nigel’ın peşinde Fareli Köyün Kavalcısı’nı anımsatan bir görüntü içinde sahnenin sağındaki kapıdan çıktı…. Ve aynı şekilde sol kapıdan içeri tekrar girdi. Ve yaklaşık 1 saat daha sahnede kaldılar.

Konser sonrası otele dönerken, otobüste bir yandan iPod’umdan Nigel Kennedy’yi Vaughan-Willams’ın The Lark Ascending isimli eserini çalarken dinledim (az önceki konserin coşkusundan sonrası bu tempo çok iyi gelmişti bana), diğer yandan da konser kitapçığını okudum:

“Britanya’nın klasik müzik dünyasına armağan ettiği en önemli keman sanatçılarından biri olarak nitelendirilen Kennedy, The Menuhin School’da Yehudi Menuhin’in öğrencisi olmuş ve ancak Usta’nın ölümünden sonra, Yehudi Menuhin’in Kennedy’nin masraflarını bizzat karşıladığı ortaya çıkmıştı. Kennedy’nin ilk önemli kaydı Elgar’ın Keman Konçertosu olmuş ve 300,000 kopya satılan CD, 1985 yılında Gramophone Dergisi tarafından “Yılın Kaydı” secilmiş, BPI Ödüllerinde de “Yılın En İyi Klasik Müzik Albümü”  ödülünü kazanmıştı. Kennedy’nin Vivaldi’nin “Dört Mevsim” kaydı ise “Tüm Zamanların En Çok Satılan Klasik Müzik Albümü” olarak Guinnes Rekorlar Kitabı’na giren bir çalışma olmuştu. İki milyondan fazla satılan bu albüm Britanya müzik listelerinin tepesini tam 1 yıl boyunca işgal etmişti…

Kennedy’nin caz müziğine de yoğun bir ilgisi vardı. Sanatçının 2006 yılında efsanevi Blue Note etiketiyle çıkan Blue Note Sessions isimli caz albümüyle Kennedy, bu firmaya davet edilen ilk EMI Klasik Müzik Sanatçısı ünvanını da kazanmış oluyordu. Kennedy 2002 yılında Polonya Oda Orkestrası’nın Artistik Yönetmeni oldu ki bu görevi daha önce Menuhin üstlenmişti. Bu dönemki çalışmalarında Polonya müziğini öne çıkaran “Polish Spirit” albümünü yaptı ve bu albüm dünyanın pek çok yerinde ödüller kazandı. Kennedy, 20009’da The Nigel Kennedy Quintet ile klasik olmayan bir repertuardan oluşan “A Very Nice Album”ü yayınladı. Bu albümde Kennedy hem bestecilik hem de doğaçlama yeteneklerini sergiledi. 2010 yılı albümü SHHH! ise sanatçının esas olarak bestelerinden oluşuyordu. Bu albümde Nick Drake’in Riverman’ını Kennedy’nin düzenlemesiyle Boy George seslendirdi….”

Bu yazı Klasik Müzik içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s