Çocuklarla Saint-Saëns

Geçtiğimiz hafta, Daniel Barenboim’un yönetimindeki Chicago Symphony Orchestra’dan Camille Saint-Saëns’ın 3 numaralı senfonisini dinliyordum. Aynı CD’de bestecinin “Dans Macabre”si de vardı. Bu eser çalmaya başlar başlamaz 7 yaşındaki oğlumla kısa bir süreliğine göz göze geldik. Oyuncaklarıyla oynamayı bırakıp dikkatini müziğe vermişti. Bir süre sonra tekrar oyununa döndü ama “kulağının müzikte kaldığını” biliyordum. Eser bittiğinde bir daha dinlemek isteyince “Dans macabre”nin bizim evdeki “İkinci Mussorgsky – Resim Sergisinden Tablolar Vakası” olacağını anladım. O günden bugüne “Dans Macabre” kulaklarımızdan hiç eksilmiyor.

Kim bilir belki de “titiz” ya da “takıntılı” bir baba olmakla ilgilidir; “Dans Macabre” ile ilgili bilgi vermeyi istemedim oğluma, ilk önceleri. Ölülerin mezardan kalkıp dans etmelerini, iskeletlerin “tıkır tıkır” seslerini nasıl açıklayabilirdim ona? Camille Saint-Saëns (1835-1921) da nelerden ilham almıştı böyle? “Gel de çık işin içinden şimdi” dedim kendime. Ancak eserle ilgili notlar aldıkça, anlatacak bir o kadar da çok şey birikiverdi ve her şey çok daha enteresan olmaya başladı, endişe yerini tebessüme bıraktı: ölümün evrenselliği müzikal yolla “esprili” bir şekilde ifade ediliyordu.

“Dans macabre”, Henri Cazalis (18940-1909) tarafından yazılan bir şiirden ortaya çıkıvermişti. Cazalis, eski bir Fransız inancından hareket ederek Ölüm’ün Cadılar Bayramı’nda gece yarısı ortaya çıkmasını ve mezarlardaki diğer ölüleri kaldırıp çaldığı keman eşliğinde onları dansa davet etmesini anlatıyordu. Şafak vakti horoz ötmeye başladığında, bir sonraki yıla kadar, ölülerin dansı bırakıp mezarlarına dönmeleri gerekliliği de vardı. Yaşam kırılgandı, ölüm önlenemezdi.

Saint-Saëns, bu şiirden ilham alarak senfonik bir şiir yaratmıştı; yani bir hikaye anlatmak için sözleri değil müziği kullanmayı seçmişti. Bestecinin kullandığı müzik, anlattığı hikayedeki “ölüm” bile olsa karanlık ya da ürkütücü değildi. Aksine, eğlenceliydi. Orkestradaki enstrümanlara görevler yüklenmişti, zekice. Bu enstrümanların neler olduğu, nasıl ve neden kullanıldıkları oğlumun ilgisini çekecekti. Örneğin, keman solosunun “Ölüm”ü temsil etmesi, iskeletlerin (kemiklerin) “tıkır tıkır” seslerinin ksilofon ile yaratılması, ya da horozun obua ile hayat bulması ve güneşin yükseleceğini haber vermesi hem eğlenceli, hem de öğretici bir oyundan farksız olabilirdi oğlum için – ya da dinleyen herkes için.

Daha da fazlası vardı: “Dans macabre” başlı başına bir hikaye anlatıyordu ve doğal olarak bu hikayenin kahramanları (karakterleri) vardı. Bu karakterlerin üstlendikleri rolleri de tartışmak mümkündü… Okudukça aldığım notlar da artmaya devam ediyordu. İşin içinde hikaye olacaktı da “mekan”dan bahsetmeyecek miydik? Mekandan bahsedince “mizansen”i de tartışmak kaçınılmazdı… Aldığım her not, bir soruyu; her soru pek çok cevabı beraberinde getiriyor… yeni fikirlere yol veriyordu…

Henüz, oğlumla soruların “üzerinden geçmedik” ama görünen, tıpkı yazılı bir metin gibi Saint-Saëns’nın “Dans macabre”sinin de okumalara açık olduğu. Müziği, oğlumla birlikte okumak son derece keyifli olacak…

Bu yazı Çocuk Eğitimi, Klasik Müzik içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s