Kendinden Gurur Duyan Şehir, İstanbul… Fazıl Say’ın İstanbul Senfonisi

Borusan Kültür Sanat tarafından düzenlenen Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası (BİFO) & Fazıl Say Festivali, 23 Aralık 2010’da BİFO’nun Sanat Yönetmeni ve sürekli şefi Sascha Goetzel’in yönettiği görkemli bir konserle açılmış, konserde hem orkestra, hem de solistler Fazıl Say ve Patricia Kopatchinskaja harikalar yaratmışlardı.

Festivalin 3. ve son gecesi dündü. BİFO’ya bu kez Gürer Aykal şeflik yapıyordu. Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı, böylesi bir geceye şahit olmuş muydu daha önce, bilinmez. Ama şurası bir gerçek ki 25 Aralık 2010’da, İstanbul’da tarihi bir gece yaşandı. İstanbul, kendinden gurur duyan bir şehirdi. Onun adına bir senfoni bestelenmiş, onu anlatmıştı bir besteci: Fazıl Say’ın İstanbul Senfonisi baştan çıkarmıştı dinleyen herkesi, iliklerine kadar hissettirmişti müziğin o müthiş gücünü.

“Nostalji”, “Tarikat”, “Sultan Ahmet Camii”, “Hoş giyimli kızlar Adalar vapurunda”, “Haydarpaşa Garı’ndan Anadaolu’ya gidenler üzerine”, “Alem gecesi” ve “Final” olmak üzere 7 bölümden oluşan senfoni 7 Tepeli İstanbul’a  bir armağan niteliğindeydi. Fazıl Say’ın hayal gücü Marmara Denizi dalgalarının hışırtısını Lütfi Kırdar’ın içine, seyircinin yüreğine doldurmuştu. Senfoninin açılış ve kapanışında duyduğumuz bu dalgalar karşı konulamaz güzellikteydi, Say’ın besteciliğindeki şiirselliğin ve duygu selinin kanıtıydı. Eserdeki her bir bölüm birer tablo gibiydi. Sesler imgeleri çağrıştırıyor, müziğin gücüyle imgeler birbirleriyle bütünleşip anlamlar oluşturuyorlardı. Savaşlar, camiler, vapurlar, yakışıklı delikanlılar, genç kızlar, tren yolculukları, alem gecesinin renkleri, günümüz İstanbul’unun karmaşası, stresi… Nostaljiyle başlayan eserin nostaljiyle bitmesi ve dalgaların hışırtasında kaybolma isteğimiz…

İstanbul Senfonisi nadide bir yolculuktu; geçmişimize, bugünümüze, geleceğimize yolculuk… Bir ayna gibiydi; geçmişimize, bugünümüze, geleceğimize tutulan… İstanbul Senfonisi, Fazıl Say isimli dehanın ilmek ilmek ördüğü eşsiz bir senfoniydi. İstanbul Senfonisi, bir Türk besteciye ait olma gururunu seyircisine yaşatan bir senfoniydi. Teşekkürler Fazıl Say, teşekkürler Gürer Aykal’lı Borusan İstanbul Flarmoni Orkestrası, teşekkürler Burcu Karadağ (ney), Hakan Güngör (kanun), Aykut Köselerli (vurmalı çalgılar).

***

Yazımıza İstanbul Senfonisi’ni anlatarak, yani sondan başa doğru başladık. Bu elbette sadece eserin güzelliğinden değil, aynı zamanda Türkiye’de ilk kez seslendirilmiş olmasından da kaynaklanıyor. Konzerthaus Dortmund’un siparişi üzerine 2008-2009 yıllarında bestelenen İstanbul Senfonisi, dünyada ilk kez 13 Mart 2010 tarihinde Dortmund’da Howard Griffiths’in yönettiği WDR Köln Orkestrası tarafından seslendirilmişti.

Lütfi Kırdar’daki Türkiye prömiyerinin hemen öncesi Gürer Aykal, sahneye Fazıl Say’la birlikte çıktı ve espirili bir şekilde bölüm bölüm Senfoni üzerine konuştular. Gürer Aykal, Say’ı öne çıkartarak, “En kolay besteci ölen bestecidir” diye espri yapınca bütün salon güldü ve ardından alkışlar başladı. Fazıl Say, açıklamaları sırasında, İstanbul Senfonisi için  isteğin Almanya tarafından yapılmış olmasını da gülümseyerek vurguladı. Gürer Aykal,  eleştirilere karşı nasıl olumlu kalabildiğini sorduğunda da Fazıl Say “Devamlı beste yaparak” cevabını verdi.

Eserin seslendirilmesi bittikten sonra salonda  çok uzun süre alkışlar ve “Bravo” sesleri dinmek bilmedi (hiç bir konserde böylesi bir alkış hatırlamadığımı belirtmeliyim). Defalarca sahneye çağrılan Fazıl Say, seyirciyi defalarca selamladı, orkestrayı, Gürer Aykal, Burcu Karadağ, Hakan Güngör ve Aykut Köselerli’yi de bu alkışlarda her zaman zarif bir biçimde öne çıkardı.

Seyirci salondan ayrılmak istemeyince Gürer Aykal yönetimindeki BİFO, eserden bir bölümü tekrar seslendirmek üzere seyirciye “Hangi bölüm olsun?” diye sorunca salondan “3”, “4” sesleri yükseldi… Bazı seyirciler de “Hepsini” diyerek salondakileri güldürdüler. Sonunda Gürer Aykal, kararı Fazıl Say’a bıraktı ve eserin 4. bölümü, yani “Hoş giyimli genç kızlar Adalar vapurunda” tekrar seslendirildi. Bölümün sonundaki “vapur sesi” coşkuyla karşılandı.

Not: Fazıl Say, İstanbul Senfonisi’ni balkonda seyirciler arasında oturarak izledi.

Programın ilk bölümünde Gershwin

Gecenin programında İstanbul Senfonisi aradan sonra ikinci bölümde seslendirildi. Açılışta ise Fazıl Say, Gershwin’den Rhapsody in Blue‘yu BIFO eşliğinde çaldı ve çok büyük alkış topladı. Bu bölümün bitiminde seyircinin alkışları karşısında bis parçası olarak “Summertime”ı armağan etti.

Bu yazı Klasik Müzik içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kendinden Gurur Duyan Şehir, İstanbul… Fazıl Say’ın İstanbul Senfonisi için 2 cevap

  1. Nur Hooton dedi ki:

    Thank you for this blog Ali. I feel so lucky and privileged to have been able to see Fazil Say on stage after all those years of listening to his own music as well as his interpretations of pieces by well-known composers. Tears filled my eyes as I watched and listen to him play Gershwin’s Rhapsody in Blue last night. It was a truly wonderful experience to see him interact with the piano and the orchestra in tandem – in turn sharing his music with the audience who all felt captivated by his emotions, movements and skill. And as Tim says “He brought Gerswin to life like no other”.

    The Istanbul Symphony was powerful in every way – with all the subtle messages in
    tune with a delightful combination of western and eastern instruments. ‘Wow’ I kept wanting to say to myself. We all felt overwhelmed by the whole symphony and our son Cameron (aged 11) soon realised how special the whole performance was. Thank you Ali for this Christmas treat.
    Nur Tim Cameron

  2. Birgül Köktürk dedi ki:

    Flamenko’da kullanilan ‘duende’ diye benim cok sevdigim bir tabir vardir…Benim anladigim kadariyla, sanatcinin kendi sinirlarini asip cok baska bir boyutta adeta kendinden daha yuce bir varlikla ‘bir’ olup transa gecmesidir…zihnin devreden cikip gosteride ASK’in egemen olmasidir ki murad edilen de odur…Benim herhangibir canli gosteride de tek kriterim bu sanirim…Teknik? O zaten isin alfabesi…ama teknigi cok guclu olan cok piyanist vardir diye dusunuyorum. Fazil Say kadar olmasa da…ama Fazil Say kadar profesyonel kac piyanistte gecen gece izleyebilme ayricaligi yakaladigimiz gosterideki ‘tutku’ vardir? Bu kadar usta ve yuregi de bir okadar guclu carpan bir piyanistimiz ve de bestecimiz oldugu icin cok sansliyiz…

    Bazen insan izlerken kiskaniyor keske ben de bu kadar guzel calip, bu kadar guzel besteler yapabilseydim diye…ama eger amac ‘duende’ yse, sanirim tum izleyenler olarak, o duyguyu bi nebze yasadik…

    tesekkurler Fazil..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s