Yol Filmleriyle Yola Çıkmak (1)

Yol filmi…. Olayların yolda geçtiği film biçimi. Yolda meydana gelen olaylar filmi şekillendirir; karakterler de yolda yaşadıkları olaylarla şekillenirler. Bu nedenle “yol” aslında içsel bir yolculuğu işaret eder pek çok açıdan. Doğası gereği motorsikletler, arabalar, kamyonlar, trenler vb… bu filmlerde hep başköşededir; hepsi de, en az karakterler ve olaylar kadar önemlidir.

Yola çıkmanın nedeni çeşitlidir. Bazen bir kaçış, bazen bir arayış ve çoğu zaman ikisi birden. Dahası da var şüphesiz: insanları tanımak, dünyayı tanımak, kültürleri tanımak, siyasi baskıdan kaçmak, toplumdan kaçmak, kendini tanımak, kendinden kaçmak…

Örneğin, 1991 yılından Ridley Scott’in çektiği Thelma ve Louise‘de olduğu üzere erkek egemen toplumdan bir kaçış yolculuğa neden olabilir. Thelma (Geena Davis) kadınları ikinci sınıf varlık olarak gören bir adamla evlidir. Louise (Susan Sarandon) ise erkek arkadaşında aradıklarını bulamayan bir kadındır.  Her ikisi de kendilerini “yola atarlar”. Pek çok yol filminde hikayeyi sürükleyen erkek oyuncular yerine bu filmde iki kadın karakter bu işi üstlenir. Yolculukları onları tahmin edemeyeceklere noktalara götürür, bu yolculuk sırasında seyirciye düşen görev, Thelma ve Louise’in neden böyle davrandıkları konusunda kafa yormak, neden-sonuç ilişkilerini dikkatlice tartmaktır. Thelma and Louise’in sonunda izlediğimiz Büyük Kanyon’daki kovalamaca sahnesi sembollerle örülü bir seyirliktir seyredene. Onlarca, yüzlerce polisin kovaladığı Thelma ve Louise, kendilerine çevrilmiş “fallik” tabancalar ve erkek bakışları arasında, filmin o en çok konuşulan anındaki kararı verirler (bu kararın ne olduğunu filmi izlememiş olanlar için açıklamayalım). Bu karar anı feminist tartışmalara neden olmuş olsa da iki kadın karakterin yolculuğunun en önemli anı olarak bir yol filminin noktalandığının habercisi olur.

Yol filmlerine, bir diğer örnek ise Walter Salles imzalı 2004 yılı yapımı Motorsiklet Günlüğü (The Motorcycle Diaries)’dür. Tıp eğitimini tamamlamasına bir yıl kalan Ernesto Che Guevara ve kimyacı Alberto Granado’nun bir motosikletin üstünde Latin Amerika ülkelerine yaptıkları yolculuğun öyküsünü anlatan bu yol filminde aşk var, gençlik var, sevgi var, kırılganlık var, sömürü var, sahip ile uşak ilişkisi var, ezilen insanlar var, hastalıklar var, sevgiye susamışlık var, olgunluk var. Bu yolculuğu yaşadıktan sonra “Ben, artık ben değilim” duygusu var, farkındalıklar var. Yani, bu filmde aslında, masumiyetin kayboluşu öyküsü var. Tüm bunların temelinde de izlenen “yol” var elbette; Che Guevara’nın geçirdiği yolculuğun samimi fotoğrafları var.

Yol fimlerindeki yolculuk kendi içimizde çıktığımız yolculuklardan farksız. Bu yolculuğa bir başka yazıda devam edeceğim.

Bu yazı Film Okuryazarlığı içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s