Bırakın, Reha Erdem’in Kosmos’u Size Dokunsun

Reha Erdem’in “Kosmos”u, DVD formatında sinemaseverlerle buluşuyor. Erdem sinemasının son örneği olan Kosmos, saf bir güzellik ; hayranlık uyandıran ve pek çok kez izlenmeyi hem gerektiren, hem de hak eden bir film. Kosmos, izlerken seyircinin katılımını şart koşan, ondan kendisini ve günümüz yaşantısını sorgulamasını gerekli kılan bir film.

Kosmos, karlarla kaplı, soğuktan buz kesmiş bir Kars fonu üzerinde kendi kendimize nasıl yabancılaştığımızı, kendi ellerimizle kendimizi bir buz kalıbının içine nasıl hapsettiğimizi gösteren bir çalışma. O kadar yabancılaşmışız ki tek kurtuluşumuz birinin bizi bu sıkışmışlıktan çekip alması – (Bu bir Türkiye fotoğrafı mı acaba?).

Kosmos, yarattığımız materyalist zevklerle örülü dünyada, asılı kaldığımız bir dünyanın soğukluğunu sunuyor bizlere. Sınır şehri Kars’ta çekilmiş olması, ancak bu mekanın hiç bir zaman adlandırılmaması, hepimizin bu tür sınırlar içinde yaşadığımızın işareti oluyor sanki. Yarattığımız bu sınırlar içinde duyduğumuz o hiç bitmeyen top sesleri fiziksel bir savaştan ziyade kendimize açtığımız savaştaki yabancılaşmanın sesi olmalı.

Bu top ve patlama seslerinin yanında, Kars’ın eşsiz güzelliğinin içinde, “hayvanlaşan” insanlar da var. Örneğin, Kosmos ve Neptün. Birbirleriyle kuşlar gibi iletişim kuruyorlar. Türk sinema tarihinin bence en güzel anlarından birini Reha Erdem, Kosmos ve Neptün’ü birer kuşa çevirip uçmalaraını sağlayarak yaratıyor. Bu nasıl bir yaratıcılık, bu nasıl yönetmenlik. Bir yandan Erdem’e saygı duyarken diğer yandan “hayvanların” bize bizi anlatmasını hayranlıkla izliyor; kendimizi onlardan öğrenmiş oluyoruz. Kosmos ve Neptün’ün buz kesmiş sokaklarda kuşlar gibi çığlık çığlığa birbirleriyle iletişim kurmaları, buzları eritiyor, “cansız” duran evlere hayat veriyor adeta.

Reha Erdem’in filmi, karlar arasından koşarak gelen Kosmos’un yolculuğuna ortak ediyor bizleri. Bu yolculuk sırasında Kosmos’un bir küçük çocuğa hayat vermesi, hastaları iyileştirmesi gibi özelliklerine şahit oluyoruz. Sürreal gözükse de aslında Kosmos, bize son derece “basit” bir gerçeği anlatıyor bu anlarda: birbirimize dokunmanın gerekliliğine. Büyük şehirlerin göbeğinde, çılgın koşturmacanın içinde “birbirimize dokunmayı” artık unutmuş olduğumuzu içimizi acıtarak gösteriyor bize.

Reha Erdem’in “Kosmos”u çok zengin,  defalarca seyredilip yepyeni şeyler bulunabilecek bir film. Yorumlaması da kolay değil. Ama önemli olan filmin size dokunduğunu hissetmek… geri kalanında söze gerek olmayacak zaten. İyi seyirler, iyi yolculuklar… içinize, içimize…

Bu yazı Film Okuryazarlığı içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s