Pedro Almodovar Filmlerinde Kadın ve Erkek

Almodovar sineması: Kadınlar ve erkekler

Almodovar sinemasında hikayeler çoğunlukla kadınların gözünden anlatılır; kadınlar, acı çekiyor olsalar da erkeklerden daha güçlü ve daha çok katmanlıdır; hikayeleri de onlar sürükler; rol model olarak da onlar kendilerini gösterirler. Ya erkekler? Almodovar sinemasında erkekler çoğunlukla adeta silinmişlerdir; ya da baskıcı varlıkları ile olumsuzlukları çağrıştırırlar. Olumlu bir şekilde öne çıkan erkekler de vardır elbette. Ancak bunlar, toplumda yaygın kabul gören “erkeklik” imgeleri ile donatılmamışlardır. Almodovar’ın sinemasında bir erkeğin önemli bir rol alması için konvansiyonel konumundan çıkartılıp feminenleştirilmiş olması sanki bir ön şarttır. Bunun en belirgin örnekleri olarak Habla con ella/Talk to her‘deki Marco ve Benigno’yu öne sürebiliriz. Aslında, genel olarak bakıldığında Almodovar’ın filmlerinde cinsiyet, son derece akışkandır; kaymalar, içiçe geçmeler gözlemlenir. Tüm bu akışkanlıkların, Franco dönemi İspanya’sında yaratılan İspanyol stereotipine, bunun çağrıştırdığı ideolojik yansımalara ve Kilise’ye bir başkaldırı olduğu, Almodovar’ı takip eden izleyicilerin bildikleri bir noktadır. Zaten, Almodovar’ın kendisi de, filmlerinin Franco’nun ölümünün ardından değişen bir İspyanya’yı sergilediğini belirtmektedir.

Almodovar sinemasında kadın ve erkekten daha ayrıntılı bir şekilde bahsetmek üzere yönetmenin 2006 yılında çektiği Volver‘e bakalım şimdi de. (“Volver”in “Dönüş / Dönmeye karar verme” anlamına geldiğini belirtmekte yarar var.)

Volver‘in açılış sahnesinde La Mancha bölgesinden köylü kadınları mezartaşlarını temizlerken görürüz – (burada erkeklerin kadınlardan daha önce öldüğünü öğrendiğimizde Almodovar’ın her fırsatta erkekleri öykü dışına iteceği sinyalini de almış oluruz). Bu sahneyi ilgi çekici kılan hüznün ve neşenin çok güzel bir biçimde harmanlanmış olmasıdır. Köylüler, mezartaşlarını geleneksel olarak hep böyle dikkatlice temizlerler. Hatta burada henüz ölmemiş kimselerin bile mezarları vardır; örneğin Augustina (Blanca Protilo) kendini mezarını temizlemektedir. İşte bu fonda anlarız ki La Mancha’da ölüler ve yaşayanlar birlikte yaşamayı öğrenmişlerdir; geçmiş ve bugün arasında önemli bir bağlantı vardır. Ölenlerin dirilerle buluşması an meselesidir. Arada her zaman bir köprü vardır. “Volver” de zaten “dönüş” anlamına gelmektedir. Bu bağlamda düşünüldüğünde geçmişte bıraktığımızı sandığımız şeylerin aslında sadece orada kalmadığı bugüne de geldiği anlamını çıkartabiliriz; ya da bizim “oraya” tekrar dönebileceğimizi. Filmde, geçmişin seskunluğunu taşıyan kadınlar, bu suskunluğu geçmişle yüzleşerek bozmak durumdadırlar. Bu nedenle, La Mancha’daki sahneler, Raimunda’nın öldüğünü sandığımız annesinin bir anda çıkıp gelmesi geçmişle bugün arasında bitmemiş bir şeylerin olduğunu ve bunların çözümlenmesi gerektiğini götsremektedir.

Volver’deki dönüş teması aynı zamanda Almodovar için de “köklere dönüş” anını simgeler. Almodovar da küçüklüğünü İspanya’nın bu geri kalmış bölgesinde geçirmiştir; üstelik de hep kadınların çoğunlukta olduğu ortamlarda bulunmuştur. Onların konuşmalarını, öykülerini, şarkılarını, hüzünlerini, sevinçlerini dinleyerek büyümüştür. İşte, bu nedenle olsa gerek Volver‘deki mekan ve mekanı dolduran kadınlar, Almodovar’ın küçüklüğünden izler taşır; küçüklüğünde duyduğu, dinlediği kadınların öykülerini sinemaya taşımada görev üstlenir. Kadınlar zaman içinde gidip gelirken birbirleriyle ve geçmişleriyle yüzleşirler. Almodovar’ın kendisi gibi… aynı zamanda biz seyirciler gibi. Hepimiz için, farklı bir La Mancha hikayesi yok mudur?.. Volver’de Carmen Maura’nın canlandırdığı anne figürü filmin adıyla da örtüşmektedir. Bu figür, ölümü de çağrıştırıyor olsa da geçmişle bugün arasında bir bağlantıdır; köklerin vücuda gelmiş halidir… (Filmdeki “dönüş” teması, Almodovar’ın ilk dönem filmlerinin değişmez yıldızı Carmen Maura’nın yaklaşık 20 yıl sonra yeniden Almodovar ile birlikte film yapması bağlamında da düşünülebilir.)

Volver‘de açılış sahnesiyle birlikte karşılaşmaya ve tanımaya başladığımız kişiler yardımıyla, -yazının başında belirttiğim- Almodovar sinemasının izlerini bulmak kolaylaşır. Öncelikle, kadınlar ön plandadır; filmin oyuncu kadrosu tam bir kadınlar geçidinden farksızdır: Raimunda (Penelope Cruz), Sole (Lola Duenas), kızı Paula (Yohana Cobo) ve komşuları Augustina (Blanca Protilo)… Filmdeki kadınların yaşantısı kolay değildir. Ancak, aralarında hep bir dayanışma vardır. Örneğin, Raimunda Paco’nun cesedini gömerken fahişe komşusundan yardım alır. Ya da lokantayı yeniden canlandırırken yine kadın arkadaşları ona yardımcı olur.

Almodovar’ın Volver‘inde rastladığımız kadınlar arasında var olan bu dayanışma Amerikalı yazar Alice Walker’ın romanlarında (örneğin, The Color Purple/Mor Yıllar ‘da) ve yazılarında vurguladığı “female bonding/kadınlar arasındaki bağı” hatırlatır. (Cannes Film Festivali’nde jürinin, en iyi kadın oyuncu ödülünü de bir kişi yerine bu filmdeki kadın oyuncuların hepsine ortak vermesi, Almodovar’ın sinemasını anlama konusunda son derece önemli bir davranıştır).

Kırsal İspanya’dan Madrid’e gelip Raimunda’nın evine geldiğimizde nihayet bir erkek karakter çıkar karşımıza. Raimunda’nın eşi Paco (Antonio de le Torre –DarkBlueAlmostBlack‘ten de hatırlayabilirsiniz). Paco’yu ilk gördüğümüz andan itibaren onun, Almodovar kadınları gibi (ya da Talk to Her’deki Marco ve Benigni gibi) sempatik bir şekilde yansıtılmadığını anlarız: Öncelikle işsizdir. Karşılaştığımız ilk andan itibaren, Paco, Paula’ya tacizde bulunacağı sinyalini vermektedir. Tatmin edilmeyi bekleyen cinselliği öne çıkartılmıştır; Raimunda, onu yatakta yorgun olduğu gerekçesiyle reddeder ve bu durumda Paco, kendini tatmin etmek durumunda kalır. Raimunda’nın yatakta Paco’ya sırtını dönmesi, Almodovar’ın filmde sırtını erkeklere dönüp onları dışa itmesi ile eş anlamlıdır. Volver’de erkekler hikayeden adeta dışarı atılmıştır. Bu nedenle, Raimunda’nın, Paco’nun cesedini önce buzluğa atması, sonra da şehir dışına götürüp gömmesi son derece önemlidir. Bir diğer sahnede de Sole, annesine babasının da geri dönüp dönmeyeceğini sorduğunda aldığı cevap “Dönmez umarım” olur. Almodovar, her fırsatta erkek karakterlerini bir kez daha öykünün dışına itmiş ve meydanı tamamen kadınlara bırakmıştır.

Yukarıdaki kısa değerlendirmeden de anlaşılacağı üzere Almodovar Sineması’nda kadın ve erkek tiplemeleri yönetmenin “kimlikler” konusundaki perspektifini yansıtmada önemli ipuçları taşımaktadır. Bu ipuçları biraraya getirildiğinde, kadın erkek temsilleri üzerinden, Pedro Almodovar’ın makro düzeyde “Yeni Bir İspanya” yaratmakta olduğunu söylemek yanlış olmayabilir.

Not: Yukarıdaki yazım ilk olarak 9 Ağustos 2007 tarihinde “alinihatekenblog”da yayınlanmıştır.

Bu yazı Film Okuryazarlığı içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s