Don Kişot 1… Don Kişot 2

Çocukların dünyaları ne kadar renkli, ne kadar yaratıcı. Bir fikri, bir müzik eserini, bir film karakterini alıp kendi dünyalarında beklemediğimiz şekilde yeniden yaratabiliyor; bunu yaparken de var olana yeni anlamlar kazandırıp yarattıklarını kendilerine özgü kılabiliyorlar.

İşin özü, haftalar önce, Kadıköy Süreyya’da sahnelenecek olan Don Kişot balesine aldığım 2 tam, 1 öğrenci biletlerine dayanıyor. 7.5 yaşındaki oğlumun klasik müziğe duyduğu ilgiyi, bu konuda tecrübelerimi daha önce yazmıştım. Bu defa da söz konusu olan bir baleydi. Ludwig Minkus’un (Leon Minkus olarak da anılıyor) müziği ve Marius Petipa’nın koreografisiyle ünlenen “Don Kişot” balesi. Oğlum, ilk defa baleye gideceği için bu tecrübenin anlamlı olmasını istedim – ondan, bir Billy Elliot yaratma gibi bir düşüncem olduğu izlenimi doğmasın sakın.

Biletleri alır almaz kendimi bir kitapçıda buldum; Don Kişot’un kim olduğu, ne yaptığı, nasıl bir karakter olduğu konusunda baleyi izlemeden önce bilgi sahibi olmalı diye düşünmüştüm. Cervantes’in bu ölümsüz eserini seçerken pek çok seçenek çıktı önüme. Kitapçıdan çıktığımda, elimde, Can Yayınları Çocuk serisinden bir Don Kişot kitabı vardı. 9-12 yaş arası ibaresi bulunsa da, Erich Kastner’in derleyip uyarladığı bu 60 sayfalık kitabın hem okuması diğerlerine göre daha kolaydı, hem de Horst Lemke tarafından resimlenmişti. Anne babalar bilir, bu yaştaki çocuklar kitaplarda arka arkaya pek çok resimsiz sayfa görünce biraz ürküyorlar. Can Yayınları’nın kitabı çok uygundu. Üstelik de kitabın arka kapağında, güzel bir çizimin altında “Yel değirmenlerine karşı, bir elinde mızrağı üzerinde zırhıyla kahraman bir şövalye!” diye yazıyordu. Hem mızrak, hem şövalye; bu öyküyü sevecekti… (Buradaki fotoğrafta Don Kişot, kılıcını bir kitaba doğru sallıyordu ve oğlum bunun nedenini benimle konuşmak isteyecekti daha sonra).

Kitabı aldığım ilk akşam ondan sadece bir bölüm okumasını istediğim halde o bir kaç bölüm okuduğunda çok sevinmiştim; Don Kişot, bir çocuğun hayal dünyasına daha girmişti işte. O akşam kitabın bir kaç bölümünü okuduktan sonra Don Kişot olduğunu söylediği bir şövalye resmi çizdi; daha sonra şövalyenin etrafında başka karakterler belirmeye başladı ve buralardan da kendi yarattığı öyküler. Okul ödevlerinden zaman kaldıkça kitaptan bölümler okuyor ve daha sonra da resim çizmeye devam ediyorduk. Aralar da ben de ona Don Kişot ile ilgili sorular soruyor, bunları tartışıyorduk… Don Kişot’un müzik CD’sini üniversitedeki kütüphaneden bulduğum günün akşamı, oğlumun Don Kişot çizimleri sadece dağınık sayfalarda kalmayacak; bundan böyle kendi hazırladığı “kitaplara” girecekti. Baleye gideceğimiz günün sabahı, oğlum hafiften gribe yakalandığının işaretlerini veriyor olsa da, “Don Kişot 1” piyasaya çıkmıştı; sayfalar zımbalanmış, 8 sayfalık kitap oluvermişti. Kitabın içinde sadece çizimler değil, bir öykü de vardı. Aksiyon dolu yeni öyküde, her şeyi basite indirgediğimizde iyi ile kötünün mücadelesi vardı. Kitabın arkasına da “Can Tarkan Yayınları” yazmasını önerdiğimde çok keyiflendi. Kendi yayınıydı işte, daha ne olsun.

Ve gelelim baleye; baleden önce Kadıköy Süreyya Operası’na. Oğlum mekandan, mimariden çok etkilenmişti. Fuayede sergilenen kostümler, salonun tavanındaki o büyük ışıklar, duvardaki resimler…  ve arka koltuktaki kendinden bir yaş büyük olduğunu öğrendiğimiz diğer çocuk. Işıklar hemen sönmeyip bale başlamasa arkadaş bile olabilirlerdi. Bale başladığında şaşırdığını hissettim; ilk kez izliyordu. Bu bölümdeki kocaman kahramanlık kitaplarının üstünde hayal alemine dalmış Don Kişot halini bana çok sevdiğini daha sonra söyleyecekti. Ludwig Minkus’un müziği o kadar keyifli, danslar ve kostümler o kadar güzeldi ki… Galiba tek sıkıntımız “ne zaman savaş olacağı” idi. Belli ki onun hayal dünyasında ya da kendi yarattığı “Don Kişot 1”de daha çok “aksiyon” vardı.

Yel değirmenleriyle savaş onu biraz tatmin etmiş olmalı ki aksiyon beklentisini içeren sorular daha sonra kesildi. 1. Perde 3. Tabloda Don Kişot’un hayallere daldığı andaki rüya alemini ilgiyle izledi. Daha sonra bu bölümü en çok aklında kalan bölüm olarak nitelendirdi.

Balenin ikinci perdesine gelince… birbirinden güzel dans ve müziklerle süslenmiş bu bölüm başlamadan önce, sabah başlayan grip belirtileri daha da belirginleşmişti. Eve dönebileceğimizi söylesek de ikna olmadı, orada kalmayı tercih etti…  Ve uyudu. Ama tavşan uykusu gibi bir şeydi bu; zaman zaman eliyle ritm tuttuğunu hissedebiliyordum. İkinci perdenin sonlarında uyandırdığımda o da alkışlara katıldı.

Daha sonra Don Kişot’a ne mi oldu? Uzatmadan söyleyeyim: Don Kişot kitabını okumayı bitirdi. “Don Kişot 2” piyasaya çıktı. “Don Kişot 1 ve 2”nin fotokopileri çekildi. Bunlar salonda kurduğu kitapçı dükkanında bir sehpa üzerinde satın alınmayı bekliyorlar. Küçük sandalyede de hem yazarı, hem satıcısı oturuyor.

Don Kişot’un hayal alemi ne zengin, değil mi?

Bu yazı Çocuk Eğitimi, Baba ve Çocuk, Klasik Müzik içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Don Kişot 1… Don Kişot 2 için 1 cevap

  1. Evrim dedi ki:

    Bu harika bi yazi ve genc yazar ve cizerimizin yetenegi ortada :))) Ne zamandir aklimda yorum yazmak. Hayranlikla takip ediyorum, bazi minik denemelerimiz de oluyor yasi elverdikce oglumla. Kendi yayinevi fikri de sahane. Nazar degmesin sizlere asla. Sizi takibe devam zevkle ve artan bi merakla. Coooook tesekkurler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s