Beyoğlu’nda Pedro Almodovar, Frida Kahlo ve Diego Rivera ile Karşılaşmak

İstanbul Beyoğlu, sanatseverler için sürprizlerle dolu bir mekan. Sadece sanat için ayıracağımız bir kaç saat içinde kolayca, kültürel zenginliklerin içinde kaybolabileceğimiz bir “sanat merkezi”, kişisel gelişimimize katkıda bulunacak pek çok etkinliğin bizi hazır beklediği bir adres. Örnek mi? Akbank Sanat ya da Borusan Sanat Evi’ndeki sayısız etkinliklerden birisine Pera Müzesi’nde geçireceğimiz bir kaç saati de eklediğimizde eve dönüş yolunda kendimizi bulutların üstünde hissetmek için her türlü nedeniniz olabiliyor. İşte böylesi bir kültürel yolculuğu kısa bir süre önce, 11 Ocak 2011’de bu mekanda, Beyoğlu’nda gerçekleştirdim.

Esas olarak, Akbank Sanat’ta katılacağım,  “Sinema Fotoğrafları: Pedro Almodovar Filmleri” konulu bir fotoğraf-sinema-söyleşi etkinliği için plan yapmışken, bu etkinliğin öncesine Pera Müzesi’ndeki iki sergiyi de sıkıştırıverdim. Sadece 5 TL ödeyerek aldığım biletimle müzenin 5. katına, “Çarlık Rusyası’ndan Sahneler: Rus Devlet Müzesi Koleksiyonu’ndan 19. Yüzyıl Rus Klasikleri” sergisine çıktım. Sergi broşüründe de belirtildiği üzere, St. Petersburg‘daki Rus Devlet Müzesi’nin zengin koleksiyonundan seçilen başyapıtlar; çalışma ve yoksulluk, çocukların dünyası, halk eğlenceleri, savaş ve ölüm ile kentsoyluları konu alan sahnelerle devrime kadar yaşamın her alanından kesitleri yansıtmak üzere Pera’nın salonlarını süslüyordu.

Resim sanatı konusunda yok denecek kadar az bilgi sahibi olmama rağmen 5. ve 4. katlardaki bu tablolar beni nefessiz bıraktı. İlya Repin’in “Volga Kıyısında Burlaklar” tablosunda hem ezilenleri ve hem umudu; Firs Juravlev’in “Sunağın Önünde” isimli yapıtında ataerkil düzen altında ezilen kadını buldum. 1860’lardan sonraki ilerici ressamlar, sosyal konuları işliyorlardı; sosyal adaletsizlik, serflik, çocuk işçiliği, yoksulluk… Gündelik yaşamı anlatan her tablodan farklı duygular çıkıyordu; bu duyguları kendi kişisel tecrübelerimle, kendi kültürümün perspektifini kullanarak  değerlendirmeler yapmaya çalıştım. Gördüklerim kanlı canlıydı, gerçekten farksızdı, sadece “Rus durumunu” değil evrenseli de anlatıyorlardı.

Sergi broşüründeki açıklamalara göre, 1870’ler ve özellikle de 1880’lerden sonra resimlerde daha olumlu bir hava esmeye başlıyor, acılarla dolu dünyadan yavaş yavaş çıkılıyor, halk artık kurban değil, güçlü bir özne oluyordu. Folklora, halkın doğa ve evren anlayışını şiirsel bir anlatımla betimlemeye önem veren bir eğilim belirmeye başlıyordu.

Bu sergide çok yararlı bulduğum bir nokta da bir zaman çizgisine ayrılan duvardı. Bu duvardaki bilgiler, tabloları anlamada, olayları tarihsel çerçeve içinde düşünmede yardımcı oluyordu.

Daha sonra, “Gelman Koleksiyonu’ndan Frida Kahlo ve Diego Rivera Sergisi” için Pera Müzesi’nin 3. katına indim. Yaşamlarının önemli bir bölümünü Meksika’da geçirmiş koleksiyoner çift Jacques ve Natasha Gelman’ın, 20. yüzyıl Meksika sanatına da odaklanan geniş koleksiyonunda yer alan yapıtlar ayağımıza kadar getirilmişti işte. Şanslıydık. Koleksiyon iki büyük gruptan oluşuyordu: Gelman çiftinin New York  Metropolitan Müzesi’ne bağışladığı ilk gruptaki Avrupa  modern ve avangard resim sanatı örnekleri ve Meksisika’da kalan ikinci bölümdeyse, Meksikalı sanatçıların devrimci sanat hareketini yansıtan başyapıtlar.

Frida Kahlo’nun otoportreleri (Kolyeli otoportre, Maymunlu Otoportre), Frida’nın günlüğü, Macar asıllı ünlü Amerikalı fotoğrafçı Nickolas Muray’nin çektiği güzelim Frida Kahlo fotoğrafları ve Diego Rivera’nın tuval resimleri, Kala Çiçekçisi, Natasha Gelman’ın Portresi… Hepsi çok etkileyiciydi.

Sergi salonlarını gezdikten sonra Pera’dan hemen çıkmamak gerek. Pera Café’nin sessiz ortamında içeceğimiz bir kahve eşliğinde gördüğümüz tabloları tekrar düşünmek, değerlendirmek iyi gelebilir. Bu sırada geçireceğimiz kısa bir zaman, Beyoğlu’nun devinimlerine ya da bir sonraki etkinliğe katılmadan önce bize bir çeşit “tampon süre” sağlayacaktır. Ben de aynen böyle yaptım. Önce kahvemi içtim, gördüklerimi zihnimden geçirdim, tarttım, biraz okuyup bu sergilere tekrar gelmem gerektiğine karar verdim. Daha sonra da Yalçın Savuran ve Neşet Kutluğ’un “Filmlerdeki Fotoğraflar: Pedro Almodovar Filmleri” başlıklı söyleşilerine katılmak üzere Pera’dan Akbank Sanat’a doğru yola çıktım.

Savuran ve Kutluğ, Almodovar filmlerindeki kareleri kullanarak fotoğrafları seyircilerle birlikte okudular. Öğrencilerimle de böylesi çalışmaları yaptığım için, üstelik de Almodovar filmleri üzerinden de bu tür çalışmalar yaptığımız için, Savuran ve Kutluğ’un etkinliği bana çok anlamlı geldi; bu etkinliğin parçası olmaktan mutluluk duydum. Almodovar sinemasındaki renkler, hikaye içinde hikayeler, Franco dönemi İspanya’sı, Guernica bağlantıları, kimlikler, tercihler… son derece yararlı ve güzel bir söyleşiydi.  Seyircinin de ilgisi çok büyüktü.

İşte böyle… sanat için ayırdığım bir kaç saat içinde Beyoğlu’nda yaşadığım güzellikler. Farklı coğrafyalardan gelen sanatçıların İstanbul’da buluşması ve benim de bu buluşmanın bir parçası olmam, bunun bana kazandırdıkları, öğrettikleri… . Daha güzel ne olabilir ki…

[Pera Müzesi‘ndeki sergilerle ilgili bilgi aktarırken müzenin hazırladığı broşürlerden de faydalanılmıştır]

Bu yazı Film Okuryazarlığı, Sergiler içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s