Birsen, Özcan ve Ayşen Ulucan’dan “Bir Ağaç Gibi”

Şu sıralar, sıklıkla, Birsen Ulucan’ın son albümü “Masallar, Rüyalar, Fısıltılar”ı dinlemekteyim. Zaman zaman da geriye dönüp piyanistimizin, kardeşleriyle birlikte kaydettiği “Bir Ağaç Gibi” isimli albümü tekrar gözden geçirip daha yakından anlamaya çalışıyorum.

Birsen Ulucan (piyano), Özcan Ulucan (keman ve viyola) ve Ayşen Ulucan’ın (keman) birlikte yaptıkları “Bir Ağaç Gibi”, Maxim Venegrov’un da belirttiği üzere bir “aile albümü”. Belki de bu nedenle son derece sıcak ve özel. Aile bireylerinin sözlerle değil müzik yoluyla anlaştıkları, bazen solo, bazen duo ve bazen de trio olarak konuştukları bir albüm.

2008 yılında çıkan albümün açılışında Birsen ve Özcan Ulucan kardeşleri, Franz Schubert’in (1791-1828), “Arpeggione” Sonatını (1824) icra ederken dinliyoruz. Sonatın yarattığı duygu seline karşı koymak mümkün değil; başa alıp tekrar dinlemek gerekiyor. Albüm kitapçığından yararlanarak hatırlatalım, “arpeggione” 19. yüzyılda, gitar-viyolensel ya da Aşk Gitarı (Guitare d’amour) olarak bilinen bir altı telli çalgıydı; gitar gibi perdeleri vardı ve gitar gibi akord edilir, diz arasında tutularak yay ile çalınırdı. Schubert’in bu eseri günümüzde, arpeggione’ye en yakın görülen viyolensel ve viyola uyarlaması ile icra edilmektedir. Allegro moderato, adagio ve allegretto’dan oluşan eseri, “Bir Ağaç Gibi”de, Özcan Ulucan viyolası ve Birsen Ulucan piyanosuyla icra ediyorlar. Evin İlyasoğlu, Cumhuriyet Gazetesi’ndeki yazısında, sonatın icrası için şu değerlendirmede bulunmuş: “Özcan, Schubert’in derinlerden gelen duygularını tertemiz dile getiriyor. Bestecinin acıyla çocuksuluk arasındaki anlatımını bir yağlı boya tablo gibi renklendiriyor.” İlyasoğlu, Birsen Ulucan’ın icrada kendini öne çıkarmamasını da “zarif eşlikçilik” ifadesini kullanarak övüyor.

Ulucan Kardeşlerin albümündeki 2. yapıt, Birsen Ulucan’ı solo olarak dinlediğimiz Liszt’in (1811-1886) büyük teknik beceri gerektiren, çalınması zor  Dante Sonatı (1855-1856). Eserde, albüm kitapçığında belirtildiği üzere, Dante’nin Cehennem’inin kaotik katları tasvir edilmekte, müzik çoğunlukla bir karmaşa ve şiddet kasırgasının içinde gelişmektedir. Serhan Bali, 23/12/2008 tarihli Radikal gazetesindeki değerlendirmesinde Birsen Ulucan’ın yorumunu şöyle değerlendiriyor: “Birsen eser boyunca, kah dinleyeni cehennemin dehşetengiz katlarında baş döndüren bir yolculuğa çıkarıyor, kah yumuşacık tuşesi ve tutkulu anlatımıyla, Paolo ve Francesca’nın aşk sahnelerini gözümüzün önüne yerleştiriveriyor”. (Bu eseri kısa bir süre önce Kadıköy Süreyya’da değerli sanatçımız Gülsin Onay‘dan dinlemiş, adeta “çarpılmıştım”.)

Birsen Ulucan’dan Dante Sonatını dinlerken hatırlamak isteyebileceğiniz Liszt ile ilgili bir bilgiyi de yazımıza ekleyelim. “The Classic FM Guide to Classical Music”in yazarı Jeremy Nicholas’a göre, Liszt, piyano resitalini icat eden kişi olarak biliniyor; ondan önce programlar birden çok sanatçı tarafından oluşturulmaktaydı. Piyanosunu seyirciye yan dönerek çalmada da Liszt’in adı geçiyor. O dönem, piyanistler arkalarını seyirciye dönerek otururlarken Liszt seyircinin, özellikle de bayan seyircilerinin, onu profilden izlemesini sağlamış. Hatta zaman zaman sahneye iki piyano da yerleştirtmiş, konser sırasında bir piyanodan diğerine geçip seyircinin hem profilden kendisini, hem de parmaklarını görmelerini mümkün kılmış.

Birsen Ulucan’ın “Masallar, Rüyalar, Fısıltılar”ında olduğu gibi “Bir Ağaç Gibi”de sunulan programda da Türk bestecilerinin yapıtlarına yer veriliyor. İlk olarak, Zeynep Gedizlioğlu’nun (1977) Akdenizli (2007) isimli keman, viyola ve piyano üçlüsü için eseri yer almakta.  Eserin ilginç bir yanı da var. Gedizlioğlu’nun “Akdenizli”si bestecinin aynı ismi verdiği üçüncü bestesi: “Başta niyetim böyle bir “besteler serisi” oluşturmak değildi…. Hepsinde de ortak olan şey, hayatım boyunca beni müziğe bağlayan tutkuyu ve keşfetme isteğini ayakta tutmuş olan bir tema, ondan zaman zaman uzaklaşsam da hep, tekrar geri döndüğüm bir şey… Her geri dönüş diğerinden farklı”.

Gedizlioğlu’nun bu açıklaması bana Pedro Almodovar’ın geriye dönüşlerle dolu olan “Volver” isimli filmini hatırlattı. Hepimizin geri, tekrar tekrar geri dönmesi, her geri dönüşün bir diğerinden farklı olması, bu dönüşlerin bize, bizi göstermesi… bir çeşit içsel yolculuk olsa gerek.

“Bir Ağaç Gibi”deki son iki bestenin ilki, Fazıl Say’ın (1970) Piyano ve keman için sonatı (1997), diğeri de İnci Yakar’ın (2007) “Dertli Kaval” üzerine Çeşitlemeler’i. Bu son yapıtın ilham kaynağı “Dertli Kaval”, Bulgaristan’ın Deliorman bölgesinden bir eser. (Birsen Ulucan, bu bölgeden bir kişi). İnci Akar, bu besteyi öncelikle Ulucan’ların dedelerinin sesini içeren amatör bir kayıttan dinlemiş – ki CD’de önce dedenin sesini duyuyoruz… Etkileneceğinizden eminim.

Bu yazı Klasik Müzik içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s