Pazar Postası (1): Çocukluk Defterleri

Murathan Mungan’ın, “Kullanılmış Biletler” isimli kitabının ilk sayfasını okurken çocukluk yıllarıma dönmekten kendimi alamadım. Beni yıllar öncesine götüren ama bugünle de bağlantı kurmama neden olan yazı şöyleydi:

Ortaokul sıralarımdan iki defter anımsıyorum. Biri kırmızı, diğeri lacivert, naylon kapaklı, kenarları beyaz spiral telli iki defter. Birine yerli filmleri, diğerine yabancı filmleri yazıyor, dönemin kimi gazete ve dergilerinden görüp özendiğim gibi filmlere birden beşe kadar “yıldız” veriyordm. Gene onlara özenen görsel bir düzen içinde hazırladığım defeterlerin her bir sayfasında, gördüğüm filmlerin adı, oyuncuları, yönetmeni, senaristi, görüntü yönetmeni ve konusu yer alıyor, altlarına da gazete ve dergilerde okuduklarımdan öğrendiğim “bir eleştirmen üslubuyla” film hakkındaki görüşlerimi belirtiyordum. Galiba sinemayla ilgili olarak, ilk düzenli yazılarım onlardır. Sinema üzerine “yazarak düşünmeye” onlarla başladım; seyrettiklerimi anlamada ve anlamlandırmada, o zamanlar adını koymamış olsam da, “film okuması”na giden yolu bana onlar açmıştır. Seyrettiğimi anımsamanın, gördüklerini bir kez daha gözden geçirmenin, ilk seyir anında gözünden kaçanları, düşünürken yakalamanın tadına ilk o yazılar sayesinde vardım. Anlamlandırmada, adlandırmada yazmanın ve yazının gücünü keşfettim. Gördüklerimizin ancak düşündükçe “görülür” olduklarını böyle öğrendim.

Murathan Mungan’ın bahsettiği bu defterleri çocukken, gençken pek çoğumuzun oluşturduğuna, ama Mungan’ın da başına geldiği gibi, bir şekilde onları kaybettiğimize eminim. Mungan’ın eklediği üzere “Sonradan kaç kitap yazsanız da, ilk gençliğin bazı defterlerini geri getiremiyorsunuz.”

Bu defterlerden benim de çok oldu. “TV’de7 Gün” dergisine özenerek hazırladığım bir TV defterini hatırlıyorum. İçeriğini ne büyük heyecanla oluştururdum. Program listeleri yapar, bunları haftanın her gününe dikkatle yerleştirirdim. Heidi, Şeker Kız Candy, Marco, Pilli Bebek, Uzay Yolu… hepsi gelir defterimin sayfalarına konardı.

Başka defterlerim de oldu elbette. Elvis’in öldüğü günlerde onu bir şarkıcı ve idol olarak fazla tanımamama rağmen bir Elvis defteri oluşturmuş; defteri oluştururken Elvis’i tanımıştım.

Defter yerine kaset kullandığım dönemler de olmuştu. Örneğin, DJ’liğe, sunuculuğa merak sardığım sıralarda evimizde Schaub-Lorenz marka bir kasetçalar vardı. Lübnan’dan yayın yapan Monte Carlo radyosundaki adını bilmediğim ama hayran olduğum DJ’in program saati geldiğinde, radyomu kasetçaların yanına yerleştirir, onun çaldığı müzikleri kasete çeker, şarkı aralarında da ben konuşurdum.

Geriye dönüp bakıldığında bu çocuksu oyunlar, o anki ve sonraki hayatımızı anlamlandırmada ne önemli roller üstlenmişlerdir. Önceleri sadece gazete dergi küpürü keserek oluşturduğum dergiler, daha sonra kendimden daha çok şey kattığım defterler haline gelmiş, lise yıllarında Adana’daki Ekspres isimli yerel gazetedeki bir kaç yazıya, üniversite döneminde Siyah-Beyaz’daki sinema yazılarına dönüşüvermişti. Monte Carlo radyosundan yaptığım kayıtlar ise yıllar sonra beni Ankara Polis Radyosu, Radyo C, Radyo ODTÜ ve Radyo Vizyon’daki programlarıma yöneltmişti. İnternet ile tanışmamın ardından da oluşturduğum ya da katkıda bulunduğum bir kaç site ve bloglar, aslında çocuk benin , hala çocuk ben olarak, defterlerini korumak istediğinin bir kanıtı değil midir?

Hiç bir iddiam olmasa da, yazdığım defterler, çıkarılmasına yardımcı olduğum okul duvar gazeteleri, amatörce hazırladığım kasetler, oluşturduğum bloglar, Murathan Mungan’ın da belirtttiği gibi gördüklerimizin ancak yazdıkça ve düşündükçe görülür hale geldiklerinin bir kanıtı değil midir?

Bu yazı Pazar Postası içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Pazar Postası (1): Çocukluk Defterleri için 2 cevap

  1. Pinar K. Aksu dedi ki:

    Yazını okuyunca, çocuk ‘ben’in hala çocuk kalan tarafını koruma gayesiyle bağlantılı olarak yeni bulduğum bir kitap aklıma geldi. Kadir Aydemir tarafından derlenmiş, 80’lerde Çocuk Olmak. Yitik Ülke Yayınlarından geçen Kasım çıktı. Kaset doldurtmaktan Şeker Kız Candy’e kadar geride bıraktığımız çocukluğa ait unuttuğumuz bir yığın ayrıntıyı tekrar anımsatıyor.
    Alıp okumadıysan, şiddetle öneririm. Sevgiler, Pınar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s