Pazar Postası (2): Dağın Tepesi, Bana Ait ve Yolculuk

Johannes Moser (Photograph Manfred Esser/hänsslerCLASSIC)

Dağın tepesinden bakarken

İş Sanat’ın konuğu olarak 5 Şubat’ta İstanbul’da Münih Oda Orkestrası ile bir konser veren ünlü çellist Johannes Moser’ın aynı gün Cumhuriyet Gazetesi’nde de bir röportajı yayınlandı. Hande Eagle’ın yaptığı röportajın en çok ilgimi çeken ve aklımda kalan kısmı,  Moser’ın müzik teknolojisi ve müzik aletlerinin gelişmesi çerçevesinde müziğin geleceği üzerine söyledikleri oldu.  Moser, şunları söylüyordu: “ Gelecekte tüm müzik türleri bir arada var olacak gibi görünüyor. Bu kuşak, iPod kuşağı. 15 dakika içinde, ilkin Metallica, sonra Mozart, ardından Şostakoviç, sonra yeniden Jamiroquai dinleme şansına sahibim. Bence bu olanakla birlikte dinleme alışkanlıklarımız çok değişti. Aryıca süresi de kısaldı. Ortalama bir öğrencinin dikkat süresi yaklaşık 4 dakika, bir müzik klibinin süresi kadar. Umarım insanlar hala bir Bruckner senfonisi dinlemeye 70 dakika ayırmanın değerinin farkındadırlar; ama bu aynı zamanda büyük çaba istiyor. Mahallenizde kısa bir yürüyüşe çıkmak ile bir dağa tırmanmak arasındaki fark gibi. O kısa yürüyüş unutulup gider, dağa tırmanmak büyük bir emek ve uğraşı gerektirdiği ve sonunda size harikulade manzaralar sunduğu için uzun süre, belki hayat boyu unutulmaz.”

Borusan Quartet ve Toros Can

Bana ait yaptım

Geçtiğimiz Pazartesi (7 Şubat 2011), Kadıköy Süreyya’da, Borusan Quartet ve Toros Can’ı izlerken hayranlık duygularıyla doluydum; bu beş sanatçı arasındaki iletişime, diyaloğa şahit olabilenler arasında olduğum için kendimi çok şanslı kabul ettim. Süreyya’nın sahnesindeki sanatçılarımız mekanı öylesine güzel, öylesine soylu bir enerji ile doldurmuşlardı ki… Ve elimde olmadan konser boyunca hep aynı şeyi düşündüm: Baştacımız, gururumuz olan sanatçıları yüceltmek varken nasıl oluyor da onları yıpratma yarışına girebiliyoruz? Başımda şapkam yoktu ama ben yine de sanatçılarımızı hep şapkamı çıkartarak selamladım, alkışladım. Onların enerjisini yanıma alıp bana ait yaptım, eve götürdüm.

Ve Kişisel Bir Yolculuk

Geri dönüş zamanıydı. Ama gözleri görmediği için güvenle yürüyemiyordu. Ona doğru yaklaştım. Bana tutunarak yürümesini istedim sessizce. Yüzü bana dönüktü, omuzlarımdan tutarak destek alıyordu. Geri geri yürüdüm, o da bana bakarak devam etti. Dışarıda bekleyen arabaya dönecektik. Ama geçmemiz gereken kapılar çoktu. İlk kapıyı birisi açtı; kimdi göremedim. Diğer kapılar yavaş yavaş kendileri açıldılar. Kıvrıla kıvrıla koridorlardan geçip kapılardan yol aldık. Arada bir kafamı çevirip geriye bakıyor ama düşmemesi için de dikkat ediyordum. Dışarıdan gelen ışığın yakınlaştığını hisssettim. Biz yol aldıkça renkler daha yumuşuyordu sanki. Ve neredeyse son kapıydı sanırım. Hapşurdu derinden. Dengeyi kaybetmemek için daha sıkı tuttu omuzlarımı; sonra omuz boşluğumu doldurdu başıyla. Her şey öylece dondu kaldı. Uyanıverdim. Yıllar sonra babamı rüyamda görmüştüm.

[Pazar Postası (1): Çocukluk Defterleri]

Bu yazı Klasik Müzik, Pazar Postası içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s