Gábor Boldoczki ve CRR İstanbul Senfoni Orkestrası’ndan Fazıl Say’ın Trompet Konçertosu

Dün gece, Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nu tamamen dolduran yüzlerce seyirci klasik müzik dünyamızın önemli anlarına şahit oldular. Programın öne çıkan yanı hiç şüphesiz Fazıl Say’ın “Trompet Konçertosu”nun Türkiye prömiyerini içermesiydi. Say’ın konçertosu dünyada ilk kez trompet sanatçısı Gábor Boldoczki tarafından 2010’da Almanya’nın önemli festivallerinden Mecklenburg Vorpommern’de icra edilmiş ve şimdi de yine aynı sanatçı tarafından, Rengim Gökmen’in yönetimindeki CRR İstanbul Senfoni Orkestrası eşliğinde Türkiye’de ilk kez çalınacaktı.

Fazıl Say’ın adının geçtiği ya da kendisinin olduğu her konserde olduğu gibi bu konserin de coşkuyla geçeceği fuayedeki kalabalıktan ve atmosferden belliydi. Konser izlemeye gelenler arasında Serhan Bali, Hıncal Uluç, Tufan Türenç, Pınar Türenç, Edip Akbayram gibi bilinen isimler de vardı.

Sanatçıların yerlerini almasının ardından konser başladı. Daha ilk andan belliydi; Gábor Boldoczki, iyi bir müzisyendi; konserin her anında sempatik ve kibar tavırlarıyla da pozitif bir enerji yolluyordu seyircisine. Fazıl Say’ın diğer bütün eserlerinde olduğu gibi, “Trompet Konçertosu” (Op.31) da bir duygu seliydi. Konçertonun ilk bölümü olan “Allegro”da çalgılardan salona yayılan o nefis sesler kalbimin küt küt atmasına neden oldu; İstanbul Senfonisi’ni dinlerken hissettiklerimi hissettim. Vurmalı çalgılar, diğer bütün enstrümanlar o kadar “gerçekti ki!”…  “Allegro” adınındaki bu bölümü program kitapçığından aktaralım:

“lk bölüm Antik Anadolu notlarından “FA” üzerindeki “Lidian” makamındadır. “Lidian” dördüncü notası tritonus olan karakteriyle özgün bir modtur. Bu bölüm A teması “Lidian”, B teması “Aeolean” olan çok klasik bir bölümdür. Gelişme bölümü ise vurma sazlar ve bakır nefeslilerin atışmaları ile 11/8’lik ölçüdedir. Re-exposition ve coda’dan önce trompetin kadansıyla tam bir sonat allegrosu formudur. Temalar, akılda kalacak şekilde ve antik Anadolu modlarının, Ege ve Akdeniz’deki antik şehirlerin kokusunu alabileceğimiz tatta düşünülmüştür. Trompet karakteristik olarak kullanılmıştır”.

Trompet Konçertosu’nun ikinci bölümü  “5’e karşı 6” Adagio, bestecimizin Tokyo’da gökdelenlere ve tepelerindeki ışıklara bakarken hissettiklerinin sonucu ortaya çıkmıştı. Gábor Boldoczki’nin trompeti kullanmadaki ustalığı, orkestranın katılımı, Adagio’nun her anında biz seyircilerin zihinlerine yüzlerce resim çizmemize önayak oluyordu sanki. Bu bölümün nasıl oluştuğunu Fazıl Say’ın açıklamasından öğrenelim: ““Tokyo’ya her gidişimde ilk birkaç gün jetlag olurum. Gecelerim uykusuz geçer. Hep kaldığım Shinagawa’daki otel odamdan Tokyo’nun tamamı görülür gece vakti. Gökdelenler… Bu gökdelenlerin tepesinde bir ışık yanar söner hep. Sanırım, uçaklara yönelik sinyal ışığıdır. Tam önünde yüksek iki gökdelen durur. Onların ışıkları, yaklaşık 7-8 saniyede bir aynı zamanda yanar söner. Aradaki 7-8 saniyede ise farklı tempolarda, farklı sayılarda yanıp sönerler. Bu ritim bana çok ilginç gelmişti. Dikkatimi çekmişti. Kırmızı ışıkların beraber yandığı anda ikisini tek tek ele aldım. Bir daha beraber yanana kadar ilki 5 kere yanıp söndü. Diğeri de 6 kere. Hayli yavaş bir tempoda. İki tempolu “polymusic” gibiydiler. Müzikte çok enderdir, hatta hiç görmedim 5’e karşı 6 ritmini. 5 ve 6’nın beraber, aynı anda yanıp söndükleri an, buluşma anı sayısal olarak matematikte 30’dur. Yani 5’i ölçü olarak kabul edersek, 5/4’lük bir ölçüde, her biri 6’ya (6 onaltılık olarak) bölünmüş 5 tane dörtlük gerekir. 6 onaltılık ise, ilkin beraber oldukları birde, sonra ikinci dörtlükten hemen önce altıncı onaltılıkta, sonra beşinci onaltılıkta, sonra tam ortaya tekamül eden dördüncü onaltılıkta, sonra üçüncü onaltılıkta, sonra beşinci dörtlüğün hemen arkasından gelen ikinci onaltılıkta ve tekrar beraber, birde beraber gibi… 5’e karşı 6. Müziğimizin ritmi. Ama müziğimiz elbette ki hayallere, anılara dalmak… 5 ve 6… yanıp sönen ışıkların içinde bir müzik geçecek. Kimi zaman anılara dalıp bir çocuk şarkısı olan, kimi zaman dramatik, kimi zaman antik… Tokyo’da gökdelenlerin ve uykusuzluğun eşliğinde…”

Trompet Konçertosu’nun son bölümü, ““Odam Kireçtir” türküsü üzerine çeşitlemelerden oluşuyordu. Gábor Boldoczki’nin bu türküyü böylesine içtenlikle benimsemesi, böylesine bize dokunarak çalması müziğin evrensel gücüne gösterilebilecek en güzel örnekti. Yalnızlık, hüzün, ağıt… hepsi bu bölümde geçit töreni yaptılar. Yaylı çalgıların kulllanımı, hem bu bölümde, hem de diğer bölümlerde çok etkileyiciydi. Eserin bu son bölümü ile ilgili açıklamaları program yine kitapçığından aktaralım:

“ “Odam Kireçtir” hem müziği hem de sözleri itibariyle besteci ve piyanist Say’ın en sevdiği halk türkülerinden biridir. Sanatçı bu eseri 1997’de bestelediği Keman-Piyano Sonatı’nın 4. bölümünde de kullanmıştır…. Konçertonun son bölümünde türkünün temasını, yalnız ve hüzünlü trompetten sanki bir ağıt gibi duyarız. İlk çeşitleme, üzgün ve karmaşık bir atmosfere sahiptir. Yaylı sazların bir film müziği gibi arka planda çaldıkları “Odam Kireçtir” temasının üstüne trompet ve timpani sert notalarla üzgün atmosferi, dramatik başkaldırıları ile gerginleştirirler. İkinci çeşitleme ritmik ve hızlıdır. Trompet “Odam kireçtir” temasını soyutlamakla meşguldür… Son çeşitlemede ise eserdeki tüm motifler gözümüzün önünden geçer: 5’e karşı 6 ritminin bir benzeri, ilk bölümdeki “Lidian” tema ve “Odam kireçtir”… Ve trompetin upuzun sesiyle konçerto sona erer.”

Fazıl Say’ın “Trompet Konçertosu”, Gábor Boldoczki’nin trompetinin o upuzun sesiyle son bulduğunda her Fazıl Say eserinde olduğu gibi yine aynı şeyi hissettim: “Keşke hiç bitmeseydi”. Eserin finalinden sonra seyirciler solisti ve orkestrayı cömertçe alkışladılar. Bu arada saheneye eserin bestecisi Fazıl Say da gelince seyircinin coşkusu daha da arttı.

Konserin ikinci eseri Shostakovich’in “Piyano-Trompet Konçertosu”ydu. “Allegretto”, “Lento”, “Moderato”, “Allegro con brio”dan oluşan konçerto çok etkileyiciydi; eserin her bir anı muhteşemdi; özellikle de “Lento”da Fazıl Say’ın piyanosundan gelen sesler insanın içini titretti. Piyanonun sesinde hep şunu düşündüm: “Evet, sadece “bir” Fazıl Say’ımız var…” Bu bölümdeki yaylılar, piyano, trompet… hepsi de usta işiydi. Eserin finalinde Shostakovich çok hınzırdı. Kıvrak melodiler, hızlı tempo… Ve elbette seyircinin bu eserin icrasına verdiği tepki; görülesi bir şeydi. Gábor Boldoczki, Fazıl Say ve Rengin Gökmen yönetimindeki Orkestra çok uzun süre alkışlandı. Sanatçılar defalarca sahneye çağrıldılar. Fazıl Say’ın yüzündeki mutluluk, bir fotoğraf karesinde yakalanmalıydı.

Verilen aranın ardından CRR İstanbul Senfonisi, Rengin Gökmen’in şefliğinde Beethoven’ın herkesin sevgilisi olan “5. Senfoni”yi icra etti. Müziğin her anı coşku doluydu.

Ali Nihat Eken, Şubat 2011, İstanbul.

Diğer Fazıl Say Haberleri Burada

Bu yazı Klasik Müzik içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s