Kar Beklerken Yıldız Yağdı: Joshua Bell, Steven Isserlis ve Academy of St Martin in the Fields İstanbul’daydı

İstanbul’da kar alarmı verilmişti; hava çok soğuk, rüzgar deliceydi. İş Sanat’ın içindeyse heyecan vardı. Bu tatlı heyecanın nedeni 7 Mart 2011 gecesinin çok önemli konuklarıydı: Joshua Bell (yöneten/keman), Steven Isserlis (yöneten/çello) ve Ian Brown’ın şefliğinde Academy of St Martin in the Fields. Böylesine iyi müzisyenlerin birarada olması geceyi çok önemli kılıyordu. Saat 20’de başlayacak konserin biletleri aylar öncesinden tükenmişti… Konser sonrası Bell ve Isserlis’in hayranlarına imza verecekleri de ilan edilmişti; bu nedenle fuayede Joshua Bell’in CD’lerinin yanında Steven Isserlis’in yazdığı “Why Beethoven Threw the Stew / Beethoven Çorbayı Neden Fırlattı?” isimli kitap da müzikseverlerin, müzik dostu anne babaların, beğenisine sunulmuştu. Az sonra sahnede çellosuyla bizi hayal alemine davet edecek Isserlis’in kitap yazdığını bilmiyordum. “Beethoven Çorbayı Neden Fırlattı?”yı hem oğlum, hem de kendim için alıp salona ilerledim. Bir kaç dakika sonra solumda oturacak bayan izleyicinin, Isserlis’in kitabını Türkçeye çeviren İnci Ötügen olduğunu öğrenecektim. Hayat işte bu, bazen böyle tesadüflerle bizi gülümsetiveriyor.

Ve konser başlamak üzereydi. Academy of St. Martin in the Fields’ın üyeleri sahnede alkışlar arasında yerlerini aldıktan sonra sıra Steven Isserlis’a gelmişti. Isserlis, çellosu, kırlaşmış kıvır kıvır saçları, güleç yüzüyle sahneye geldi. Gecenin ilk eseri Franz Joseph Haydn’ın (1732-1809) 13 Numaralı Senfonisiydi. Isserlis,  bu eserin icrasında orkestrayı da  yönetecekti. Müziğin salona yansıdığı ilk andan itibaren özel bir gece olacağı belliydi. Allegro molto, Adagio cantabile, Menut & Trio ve Finale Allegro molto’dan oluşan senfoninin ikinci bölümü “Adagio cantabile”‘de Isserlis, iskemlesini seyirciye çevirdi ve çellosunu onlara bakarak çaldı; çok zarif ve yürekten gelen bir solo dinledik.

Alkışların ardından Steven Isserlis, sahneden ayrıldı; yerini Joshua Bell’e bırakmak üzere. Bell’i izleyeceğimiz bölümde Beethoven’ın (1770-1827) 4. Senfonisi yer alıyordu. Takdiri müzik eleştirmenlerine bırakmamız gerekse de, Joshua Bell ve Orkestra’nın performansı hayranlık uyandırdı. Eserin icrasında müzisyenler tek bir vücuttan farksızdı. 1807 yılında bestelenen eserdeki enerji ancak böylesine güzel yansıtılabilirdi. Joshua Bell’in aynı zamanda orkestrayı da yönettiği bu bölüm Bell’in de etkisiyle çok büyük alkış aldı.

Aranın ardından gecenin son eseri için sahne yıldızlar geçidine şahit oldu: Steven Isserlis, Joshua Bell, şef Ian Brown ve Orkestra… Johannes Brahms’ın (1833-1897) Keman ve Çello için ikili konçertosunu (Op. 102) dinleyecektik. Allegro, Andante ve Vivace non troppo’dan olıuşan ikili konçerto 1887 yılında yazılmış; ancak, tek konçerto için o dönem iki virtüöz bulmak zor olduğu için fazla seslendirilememişti. Oysa bizler şanslıydık; eserin icrası için gerekli olan iki virtüöz oradaydı. İki solist arasındaki geçişler, solo bölümler, orkestranın diyaloğa katılımı hayranlık uyandırdı… Saatlerimiz 22’yi gösterirken zaman akıp geçmiş, konser bitmiş, İş Sanat’ı tıka basan dolduran seyirci sanatçıları defalarca sahneye çağırıp alkışlamışlardı.

İş Sanat’tan ayrıldığımda soğuk yüzüme çarpsa da aklımda müzik, elimde Joshua Bell’in imzaladığı bir CD ve Steven Isserlis’in imzasıyla süslenmiş “Beethoven Çorbayı Neden Fırlattı?” vardı. İstanbul’da kar beklemiştik, ama “yıldız” yağmıştı.

Bu yazı Klasik Müzik içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Kar Beklerken Yıldız Yağdı: Joshua Bell, Steven Isserlis ve Academy of St Martin in the Fields İstanbul’daydı için 1 cevap

  1. Meral Güçeri dedi ki:

    HER KONSERE GİDEMİYORUM AMA “BLOGDA HAYAT”I OKUYUNCA GİTMİŞ GİBİ HİSSEDİYORUM!
    Academy of St Martin in the Fields konserini bu kadar canlı ve güzel daha farklı anlatmak mümkün mü diye sorguladığımda Ali’nin 7 Marttaki konserle ilgili akıcı yorumu öylesine zihnimde tekrar tekrar yer alıyor ki adeta bir gece öncesinde de konser salonundaymışım hissine kapılıyorum. Çok teşekkürler Ali bizlere konser salonlarının büyülü havasını harika yorumlarınla yaşattığın için. 7 Marttaki konserin ikinci ayağında yani 8 Martta yine önce Steven Isserlis muhteşem tekniği ve 1726 yapımı Marquis de Corberon (Nelsıva) Stradivaris çellosu ile karşımızdaydı. İsserlis Tchaikovsky’nin çello ve yaylı çalgılar için yazdığı Andante Cantabile’sini keman ve viyoloya ait soloları da çelloya uyarlayarak ritmik bir şekilde yavaştan başlayıp yükselen bir tempoyla öylesine hissederek çaldı ki çellonun o sakin ve huzurlu müziği hepimizin ruhuna ilaç gibi geldi. Konserin 2. solist ve orkestra yöneteni 4 yaşında kemana başlamış nefes kesen bir virtüöz, Jashua Bell’di. Bell’den 4 bölümlük Tchaikovsky’nin Souvenir de Florence yani Floransa Anısını dinledik büyük bir keyif ve coşkuyla. Jashua Bell, Allegro con spirito ile başladığı konserini, daha sıcak ve lirik bir o kadar da romantik Adagio cantabile e con moto ile sürdürdü. Üçüncü bölümdeki Allegretto moderato daha sakin başlamıştı ama sonrasında eserin tümündeki sihirli çoşkusu ile devam etti. Dördüncü ve son bölüm Allegro vivace, tam bir kutlama, neşe, heyecan ve coşku doluydu. Sanırım Jashua Bell’in bu olağanüstü yorumu zihinlerimizde uzun süre yerini koruyacak.
    Son olarak Ian Brown’u önce solo piyanoda izleyceğimizi düşünüyordum ki her üç sanatçı da enstrümanları ile sahnede yer alınca keyfim bir kat daha arttı. Son bölümde Ian Brown’u daha çok orkestra yönetmeni olarak izlerken Bethoween’ın birden fazla solo enstrüman için yazdığı Üçlü Konçerto, Op.56, Do Majör eserini izledik. Zengin orkestra yorumları ve daha çok viyolonsel ve keman partilerini öne çıkaracak şekilde bestelenmiş eserin piyano partileri daha kolay icra edilecek şekilde düzenlenmiş. Bunun nedeni olarak da eserin piyano partisi Bethoveen’ın patronu arşidük Rudolph için basit ve amatör bir piyanist tarafından çalınabilecek şekilde düşünülmüş. Oysa viyolonsel ve keman partileri yüksek virtüözite gerektiriyordu. Birinci bölüm allegro iyimser ve dinamik bir tempoyla başladı, ikinci bölüm Largo, ritmik çeşitlilik ve renkli ve zengin müzikal anlatımıyla devam ederken son bölüm Rondo alla Pollaca Polonez dansının neşeli ritmi ve hızlı temposu İş Sanatın salonununda büyük bir coşku, neşe ve heyecan yarattı. Gerek orkestra, gerekse solistler tek bir yürek olmuşlar olağanüstü performans sergilediler. Bizlere bu keyfi yaşatan, sanat etkinliklerinde böylesine yetenekli ve dünyaca tanınmış isimleri ülkemize getirenlere ve sevgili dostum, arkadaşım Ali Nihat Eken’e değerli yorumları ve gidemediğimiz konserleri bizlere keyifle anlattığı için sonsuz teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s