Tuncay Yılmaz’dan “Dost” Bir Albüm: Rosepage

Keman solistimiz Tuncay Yılmaz’ın 2010 yılında çıkardığı “Rosepage”, sıcak ve içten bir albüm. Çünkü, “Rosepage” sanatçımızın konserlerinde “bis” olarak seslendirdiği eserlere, yani konserlerin o coşku dolu anlarına gizlenen duygularımızı içinde barındıran bir çalışma.

Tamamı butik keman parçalarından oluşan albümü hazırlarken Tuncay Yılmaz, “az ama öz söylemek” anlayışını ön planda tuttuğunu vurguluyor. Bu sözlerini ve albümle ilgili düşüncelerini, sanatçımızın, “Blogda Hayat” için yaptığı şu açıklamadan daha iyi anlamak mümkün: “Rosepage iddiasız görünüyor olabilir (ki bu sadece amatörler için geçerli!) ancak “ustalık ve derinlik” gerektiren işçilikle beraber, zamanla elinizde ve ruhunuzda olgunlaşan-yoğunlaşan bir yorum istiyor… Küçük parçaları en büyükler çaldılar. “Azda özü söylemek” derken, nicelikten değil, nitelik ve kaliteden söz etmeyi düşündük. Bir kaç parçayı bir araya getirip butik mücevher işçiliği gerçekleştirmek farklı bir keyif yaşatır”. Tuncay Yılmaz’ın bhasettiği bu “mücevher işçiliği” elbette “virtüözite” gerektiren bir durum. Bunu da zaten albümü dinlerken Tuncay Yılmaz ve daimi piyanisti Robert Markham’in icralarından kolayca anlıyoruz. Albüm kitapçığında “Rosepage”i değerlendiren Doğan Hızlan da aynı noktaya vurgu yapıyor: “Albümdeki düzenlemeler, bestelerin güzelliğini korurken, icracının da yeteneğini sergilemesini sağlıyor”.

Tuncay Yılmaz’ın “Blogda Hayat”a verdiği bir diğer bilgi de albümün çıkış noktasını daha iyi takdir etmemize ve onun dinleyicisine yaklaşımını anlamımıza yardımcı oluyor: “Bugün hayatta olmayan, değerli menajerim Joseph Conlin, büyük eserlerin yanında küçük parçalara da programlarımda yer vermemi salık verirdi. Kendimin dışında bunu dinleyici için mutlak yapmak gerektiğine inanırım. Şimdi onu anlıyorum..”

Tuncay Yılmaz’ın programında ona piyanist Robert Markham eşlik ediyor. Hemen not düşelim; Yılmaz ve Markham, birlikte çalışmaya 1995 yılında, New York’ta karar vermişler. Dünyanın pek çok yerinde, çok önemli salonlarda ve festivallerde birlikte konser veren Yılmaz ve Markham, bu tarihten itibaren “ikili” olmuşlar. Birlikte “Elgar ve Franck Sonatları”nın yer aldığı “Tuncay Yılmaz: Violinist” albümüne de imza atmışlar. “Rosepage” onların birlikte kaydettikleri ikinci albüm.

Robert Markham konusunda Tuncay Yılmaz’ın bizimle paylaştığı bilgi şöyle: “Piyanistim Markham eşlik konusunda gerçek bir duayendir. Her zaman minnet duyarım kendisine. Karakterinin de iyiliği ve entellektüel kişiliğiyle harika bir müzik yoldaşı ve dosttur… Benim konser heyecanımı son anda bambaşka yöne çekerek unutturmada da çok başarılıdır”.

“Rosepage”in kapak çalışması da son derece özel; nedenini Yılmaz’ın “Blogda Hayat”a söylediklerinden öğrenelim yine: “Ressam arkadaşım Yiğit Yazıcı en güzel portrelerinden birini yaptığını söyler. İstanbul’a yerleşmeden önce kendisiyle tanışmıştım. Düşünce ve hayal dünyamı bilir ve paylaşır. Bu yüzden albüm kapağı için bana söz vermişti. Şimdi albüm bu resimle raflarda”.

“Rosepage”de toplam 12 eser bulunuyor ve albüm kitapçığında, Tuncay Yılmaz’ın her eser için tek tek düşüncelerini yazdığı bir sayfa var. Buradaki küçük bilgiler ışığı altında albümü dinlemek hem eserleri, hem de sanatçımızı anlamak açısından son derece yararlı oluyor. Örneğin, albümdeki son eser, Dede Efendi’nin “Gülnihal”inin, sanatçımıza anneannesi tarafından ona bir “nini” olarak söylendiğini öğrenmek beni çok etkiledi; gözümün önüne kendi çocukluğumun “müzikal” anları geldi; hem hüzünlenirverdim, hem de mutlu oldum. Öte yandan, yine Tuncay Yılmaz’ın verdiği bilgilerden Dede Efendi ile Bach’ın çağdaş olduklarını fark edince “Gülnihal”den hemen sonra albümün ilk eserini tekrar dinledim: Bach’ın müziği üzerine Fransız besteci Gounod’un düzenlemesi “Ave Maria”. Bundan daha güzel bir müzikal egzersiz olabilir mi? Tuncay Yılmaz’ın albümdeki eserlerle ilgili notlarını dikkatlice okumayı sakın ihmal etmeyin. Bu notlar eşliğinde dinleyeceğiniz eserleri kayıt sıralamasına göre şöyle hatırlatabiliriz: Bach/Gounod “Ave Maria”; Paradies “Sicilienne”; Elgar “Chanson de Matin”; Beethoven/Kreisler “Rondino”; Schubert/Remenyi “Standchen”; Guglielmi/Balcı “La vien rose”; Granados/Kreisler “Andaluza”; Brahms/Joachim “Macar Dansları No.1 ve No.2”;  Vecsey “Valse Trieste”; Saygun “Horon”; Dede Efendi/Balcı “Gülnihal”.

Yukarıdaki sıralamadan da görüleceği üzere Tuncay Yılmaz’ın albümünde Türk bestecilerinden de örnekler sunuyor olması çok yerinde bir karar. Saygun’un “Horon”u çok etkileyici; Dede Efendi’nin “Gülnihal” isimli şarkısı ise Oğuzhan Balcı’nın uyarlamasıyla albüme çok yakışmış.

Albümün ismine gelince: Buradaki anlamın her dinleyici için, müziğin ya da hayat tecrübelerinin kendisine hissettirdikleri doğrultusunda farklılıklar göstereceğine inanıyorum… İdil Biret”in “gerçek bir müzisyen ve değerli bir kemancı… bu yeteneği ve özellikleriyle kabul görmeyi fazlasıyla hak ediyor” dediği Tuncay Yılmaz’ın “Rosepage” isimli albümü dinleyen de “dost” bir albüm hissi yaratıyor ve arşivimizde özel yerini alıyor.

Teşekkürler, Tuncay Yılmaz!

Bu yazı Klasik Müzik içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s