Seda Röder ile Çağdaş Müzik: “İstanbul’u Dinliyorum”

Piyanist Seda Röder, modern Türkiye’nin genç ve en çalışkan temsilcilerinden. Çağdaş müziğin tanınıp sevilmesi amacıyla yaptığı çalışmalar, bu konuda attığı somut adımlar hem onu, hem de bizleri gururlandıracak nitelikte. Yazımızda sanatçımızın 2010 yılında hazırladığı “Listening to İstanbul” albümünü öne çıkararak bu çalışmalarını sizlere aktarmaya gayret edeceğim.

Başarılarla dolu bir kariyer

Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan Seda Röder, Mimar Sinan Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra kazandığı bursla Salzburg’daki prestiji yüksek bir okul olan “Mozarteum”da eğitimine devam etmiş. Münih “Musik Hochschule”de Beethoven ve Brahms uzmanı kabul edilen dünyaca ünlü Gerhard Oppitz ile birlikte çalışmış. Formal piyano çalışmalarının yanında dönem enstrümanları üzerine de çalışmalar yapan Röder, Bruno Weil’in sınıfında konuk öğrenci olmuş. András Schiff ve Karl-Heinz Kämmerling gibi önemli isimlerin masterclass’larına da katılan Röder, 2008-2010 yılları arasında MIT’de piyano ve armoni dersleri ve konserler vermiş. Şu anda Harvard Üniversitesi’nde asistan olarak görev yapmakta olan piyanistimiz, Alban Berg ve Arnold Schoenberg gibi çağdaş bestecilerin eserleri çerçevesinde Viyana piyano müziği üzerine araştırmalarını sürdürüyor. Röder, Harvard Üniversitesi’nde Müzik Tarihi ve Oda Müziği dersleri de vermekte.

Solo ve oda müziği repertuarı Couperin’den Stockhausen’e kadar ve daha da fazlasına uzanan Seda Röder’ın çıkış albümü Viyana müziğinde etkili olan 3 besteci üzerine kurulu bir albüm: Mozart (K. 280), Brahms (Op. 118) ve Berg (Op. 1). Röder’in albümdeki performansı Amerika’da “dikkati çeken bir başarı” olarak nitelendirilmiş ve övgü toplamış.

Çağdaş müzik aşkı ve “Blackbox”

Seda Röder, bir piyanist olarak hedefinin, çağdaş müziği herkesin benimseyebileceği bir müzik olarak tanıtmak ve sevdirmek olduğunu vurguluyor. Sanatçımız Amerika’da ve diğer ülkelerde bu amaçla açıklamalı ve tematik resitaller sunmakta. Kendi resmi internet sitesi de zengin bilgilerle dolu olan Röder’in üretkenliği ve çağdaş müzik tutkusu, onu devamlı yenilikler yapmaya teşvik ediyor olmalı. Bunun en güzel örneklerinden biri de kendi ürettiği “Blackbox” isimli podcast serisi. Çağdaş müziği anlatan ve tanıtan sunumlar içeren “Blackbox”ı iTunes üzerinden indirip iPod türündeki aletlerden dinlenebilirsiniz. [“Blackbox”a iTunes üzerinden ulaşmak için tıklayınız]

Seda Röder, İstanbul’u dinliyor

Seda Röder’in çağdaş müzik alanında yaptığı çalışmaların önemli halkalarından biri de 2010 yılında yayınladığı “Listening to İstanbul” isimli albüm çalışması. Albümde 6 Türk bestecinin piyanistimiz için hazırladıkları besteler yer alıyor.  “Listening to İstanbul“, adından anlaşılacağı üzere Orhan Veli’nin dizelerinden ilham alınarak hazırlanan bir çalışma. Röder, Cumhuriyet Gazetesi’nde Meltem Yılmaz’a verdiği röportajda bu konuda şunları söylemiş: “Orhan Veli’nin dizelerinden yola çıkarak gözlerimi tekrar kapadım, İstanbul’u tekrar dinledim ve Veli’den yaklaşık 50 yıl sonra duyduklarımı, 13 milyonluk metropolümüzün çağdaş ve enerjik sesini uluslararası platformlara taşımaya karar verdim”.

6 Türk besteciden Seda Röder’e

Yukarıda da belirttiğim üzere “Listening to İstanbul“da 6 Türk bestecinin Seda Röder için yaptığı eserler bulunmakta. Bunlar, albümdeki sıralamaya göre şöyle: Anadolu’da bir Süryani rahibin söylediği dinsel bir şarkıya dayanan “Permanence” (Tolga Tüzün); İstanbul’un tarihi şehir duvarlarını ve sultanın tebası üzerinde kurduğu kontrolü “hapsolma” temasıyla birleştirip kimlik kavramını anlatan ve şehir hayatının bütün kargaşasını aktaran “Along the wall” (Zeynep Gedizlioğlu); zamanın akıp gitmesini işleyen ve Rainer Maria Rilke’nin “Mein Leben ist nicht diese steile Stunde” isimli şiirine dayanan “Drifting through the Layers of Time” (Turgut Erçetin); sürprizlerle dolu melankolik bir ses dünyasının yaratıldığı “Lacrymae” (Murat Yakın); Ahmet Hamdi Tanpınar’ın şiirlerinden esinlenerek öznel ve nesnel zaman kavramları arasında yolculuk yapan “In the Temporal Gardens” (Tolga Yayalar)  ve 19. yüzyılda yaşayan Türk besteci Hacı Arif Bey’e bir selam gönderen ve Uşşak, Neva, Segah ve Hüzzam gibi makamların kullanıldığı bir melodiyle süslenen “Movement 6” (Özkan Manav).

Listening to İstanbul“, pek çok açıdan önem taşıyan bir albüm. Öncelikle, müzikologların ve eleştirmenlerin adından övgüyle bahsettikleri değerli piyanistimiz Seda Röder’i tanımamız için en güzel fırsat. Bunun yanında ülkemizin aydınlık gençlerini biraraya getiren bir çalışma; 6 besteci ve onların yarattıkları, yarınlara daha iyimser bakabilmemiz için bize umut aşılıyor. Dahası da var: Bu albüm, geçmişle bugün arasında bir köprü kuruyor. Orhan Veli’nin dizelerinde anlattığı İstanbul’dan, Röder’in, Tüzün’ün, Gedizlioğlu’nun, Erçetin’in, Yakın’ın, Yayalar’ın ve Manav’ın farklı perspektiflerinden ortaya çıkan İstanbul’a doğru uzanan müzikal bir köprü bu.

Seda Röder’in albümüyle tanışacak olan müzikseverlere hatırlatmak istediğim bir önemli nokta da albümde yer alan bazı bestelerin farklı bir piyano kullanma tekniği gerektirdiği. Bu nedenle, Seda Röder’in piyanosu bu albümdeki eserlerin seslendirilmesi için daha önceden hazırlanmış; modifiye edilmiş. Şaşıracaksınız ama balık oltasından bile yararlanılmış. Nasıl mı? Dilerseniz cevapları Seda Röder’in “Blogda Hayat” okurları için yaptığı açıklamalardan alalım [Not: Seda Röder, aşağıda okuyacağınız açıklamalarında internet üzerinden izleyebileceğiniz videolar da öneriyor. Piyanistimizin önerdiği bu bağlantıları “tıklamanızda” yarar var]:

“Albümde piyano içinde kapsamlı hazırlık gerektiren 3 eser var. Turgut, Murat ve Tolga Tüzün’ün eserleri. Burada hazırlıktan kasıt tabii John Cage’vari çok büyük çaplı birşey değil. Turgut ve Tolga Tüzün’ün parçaları için renkli etiketlerle telleri işaretlemek gerekiyor ki parçayı çalarken yapılan pizzicato vb. hareketlerin hangi teller üzerinde olduğunu kolayca görebileyim (bunlar besteci tarafindan önceden belirlenmiş teller). Turgut’un parçası aynı zamanda e-bow denilen elektro gitar “arsesi” kullanıyor. Bunun nasıl kullanıldığını şurada görebilirsiniz – tıklayın.”

“Murat’ın parçası içinse electronik ekipmanı kurmak gerekiyor: iki mikrofon, mixer, iki hoparlör, bilgisayar… Aynı zamanda burada da telleri gösteren etiketler var. En ilginç olay ise balık oltası misinasını reçineleyerek tellerin altından geçirip, bu telleri sanki bir keman arsesiyle çalıyor gibi çalmak. Amerika’da sadece bu yöntemle müzik yapan bir grup var – tıklayın.”

Seda Röder, sözlerine şunları da ekliyor: “Sonuç olarak tüm sesler azca modifiye edilmiş tek bir enstrumandan çıkıyor, ve tüm bu aksiyonları ben sahnede yalnız yapıyorum. Genellikle konser başlamadan 2 saat önce salona gidip bu hazırlıkları tamamlamak gerekiyor”.

Seda Röder ile Soru – Cevap

Yazımızın bu bölümünde Seda Röder’e yönelltiğim bazı sorular ve cevapları yer alıyor:

Ali Nihat Eken: Listening to İstanbul” ile ilgili aldığınız tepkileri anlatabilir misiniz?

Seda Röder: Aldığım tepkiler çok olumlu. Bu proje daha oluşum aşamasındayken Almanya’da “Bayern 2” radyosunda kısmen yayınlandı. Konserlerime ise her ülkeden ve ırktan insanlar rağbet ediyor. Örneğin, “İstanbul’u Dinliyorum”un Amerika’daki kitlesi son derece çok uluslu bir kitleydi. Türkiye’ye ve Türklere ilgi duyan, tanımak isteyen pek çok yabancıyla dolup taştı konserler. Özellikle Boston’daki konserde yeni atanan konsolosumuz Murat Lütem Bey’in, çoğu kişinin kafasındaki “Oryantal Türk” imajını revize etmesine sebep olduğum için bana özellikle teşekkür etmesi ise beni çok onurlandırdı…. Bu proje aynı zamanda bestecilerimiz açısından da pek çok olumlu gelişime sebep oldu. Örneğin, geçen yıl “newmusicistanbul.com” sayfasından bize ulaşan Lizbon’lu bir orkestra bu projede yer alan bazı bestecilerin eserlerini seslendirdi.

Ali Nihat Eken: Çağdaş müziği tanımak isteyen müzikseverlere ne önerirsiniz? Hangi bestecilerle başlayabilirler?

Seda Röder: Öncelikle çağdaş müzikle yakınlaşmak isteyenlere tavsiyem sadece kendilerini bu müziğin yeni tınılarına bırakmaları olacaktır. Ben çağdaş müzikle mutlaka entellektüel bir şekilde hesaplaşılması gerektiğini düşünmüyorum: bu sonra gelecek bir adım. Öncelikle, arada son derece koşulsuz bir bağ kurulmalı… Çağdaş müzikle yakınlaşmak arzusunda olanlara bir diğer önerim de yeni müzik dinleme yöntemleri geliştirmeleri, ve bu konuda kendilerine yardımcı olacak Blackbox (benim ürettiğim podcast serisi) gibi girişimleri takip etmeleri olacaktır. Buna ek olarak, belki çok zor olmayan eserlerle başlanabilir; mesela Crumb’ın piyano için “Makrocosmos”ları ya da Steve Reich ve Arvo Part’ın minimalist yaklaşımlı eserleri iyi bir başlangıç olabilir.

Ali Nihat Eken: “newmusicistanbul.com” hakkında neler söylemek istersiniz? Burası adeta bir bilgi hazinesi niteliğinde. Albümünüzde yer alan bestecilerle yaptığınız söyleşileri izlemek çok bilgilendirici ve keyifli.

Seda Röder:newmusicistanbul.com” internet platformunu kısa bir süre önce internete taşıdım. İleride Türk çagdaş müziğini dünyaya tanıtmayı amaçlayan çok kapsamlı bir platforma dönüşecek bir proje.

Ali Nihat Eken: İlk abümünüzde neden Mozart, Brahms ve Berg’i biraraya getirdiniz?

Seda Röder: İlk albüm benim için çıraklıktan ustalığa ilk adımdı diyebilirim. Bu bestecilerin üçü de hayatlarının önemli bir bölümünü Viyana’da geçirmiş olan besteciler. Buna ek olarak beni bu ilk albüme bağlayan çocuksu duygular var. Avrupa’da geçirdigim yıllar boyunca bu eserlerin herbirinin bende çok güzel bir yeri oluştu. Mozart, daha Salzburg’da Mozarteum yıllarında çokca çaldığım bir besteciydi. KV280 ise Mozart’ın son derece naiv, çok çalkantılı olmayan, duru eserlerinden… Brahms ise beni direkt olarak Münih’e Gerhard Oppitz’le çalıştığım o çok verimli yıllara götürüyor. Alban Berg’in ise yeri yine bambaşka: Berg’in müziği bana yepyeni ufuklar açtı, çagdaş müzikle daha fazla vakit geçirmek istememe sebep oldu. Op.1, Brahms’a ve Mozart’a benzeyen açık ve homojen bir formsal dil kullanan, romantik dönemden modernizme tam anlamıyla bir geçiş niteliği taşıyan, olağanüstü güzellikte bir eser; “Eski” ve “Yeni”nin buluşma noktası… İnsanın, Berg’in bu eseri daha Schoenberg’in sınıfında öğrenciyken yazdığına inanası gelmiyor.

Ali Nihat Eken: Konser programlarınıza baktığımızda tematik özellikler karşımıza çıkıyor. Örnekleyebilir misiniz?

Seda Röder: Tematik programlarıma örnek olarak şunları verebilirim: “İkinci Viyana Okulu’nun Ötesinde Viyana’da Piyano Muzigi” (Viyana’da 1. Dünya Savaşı öncesindeki bestecilere bir bakış);  “Çagdaş Alman Piyano Müzigi” (çagdaş müziğe yön veren akımları temsil eden Lachenmann, Henze, Tutschku, Stockhausen gibi bestecilerin önemli eserlerinden oluşuyor). Aynı zamanda eski eserleri yeni bir bakış açısıyla yorumluyorum. Örneğin, önümüzdeki Nisan ayında Beethoven’ın piyano konçertolarına çağdaş kadanslar doğaçlayacağım bir projenin startını veriyorum. İlk konser Beethoven’ın 5 numaralı konçertosuyla olacak. Bu konçertoya elektroakustik bir kadans yazıyorum şu an. [Piyanistimizin konser programları ile ilgili daha fazla ayrıntılı bilgiyi almak için tıklayınız]

Ali Nihat Eken: Klasik müzik alanında erkek egemenliği söz konusu mu sizce?

Seda Röder: Eğer klasik müzik alanında “erkek egemenliği” diyebileceğimiz birşey varsa -ki ben pek olduğu kanaatinde değilim-, bu durumun genel olarak bir kadın-erkek ayrımcılığından kaynaklandığını düşünmüyorum. Şu an dünya sahnelerine baktığımız zaman, erkekler kadar kadınların da varlığını gözlemliyoruz. Spontan olarak aklıma gelen bir kaç örnek hemen şoyle: Nadia Boulanger, Chaya Czernowin, Kaija Saariaho, Unsuk Chin, Susanna Malkki, Simone Young. Opera sahnelerine ya da çağdaş muzik alanına baktığımız zaman ise hemen Anna Netrebko, Cecilia Bartoli, Margaret Leng gibi onlarca yıldızlaşmış isim göze çarpıyor. Olaya sadece rakamsal olarak yaklaşırsak belki bayanların sayısı daha az olabilir. Viyana Filarmoni Orkestrası gibi bir kurumun yıllarca erkekleri tercih ettiğini biliyoruz mesela, ancak neyse ki bu politikalarından vazgeçtiler. Yetenekli ve kaliteli bir müzisyen olmanın, cinsiyetle hiç bir alakası olmadığı zaten bilimsel olarak kanıtlanmış durumda.

Seda Röder’e teşekkürler!

Ali Nihat Eken, İstanbul Mart 17, 2011


Bu yazı Klasik Müzik içinde yayınlandı ve , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s