“El Bola”: İspanya Sinemasından Bir Aile İçi Şiddet Öyküsü

İspanyol yönetmen Mañas’ın El Bola‘sı (2000) son derece hassas bir konuyu; aile içi şiddeti; daha da özele inersek bir babanın oğluna uyguladığı şiddeti ele alan etkili bir film. El Bola, konusunu seyircisini sömürmeden anlatıyor ve özellikle, başroldeki Juan Jose Ballesta’nın (Pablo) başarılı oyunculuğu (Pablo’nun gözlerindeki ifadeyi film sonrası bile unutmak mümkün değil) ile öne çıkıyor.

Anne, baba ve babaannesiyle birlikte yaşayan Pablo’nun öyküsü,  Madrid’de bir tren istasyonunda Pablo ve arkadaşlarının görüntüleriyle başlar. Çocuklar, demiryoluna özenle yerleştirdikleri şişeyi tam tren gelirken koşarak kaparlar. Son derece tehlikeli ve bir anlamda intiharı çağrıştıran bu oyun izleyeni rahatsız ederken diğer yandan da “El Bola”nın atmosferini yaratır; yönetmenin film boyunca seyircisini rahatsız edeceğini haber eder.

Daha sonraki sahnelerde Pablo’yu okul sonrası babasının dükkanında gördüğümüzde baba-oğul arasındaki ilişkinin doğasına dair ipuçları almaya başlarız. Bu sahnelerde gördüğümüz sırt ağrılarından müzdarip bir bayan müşteri, Pablo’ya “Senin yaşında bunlar sorun değil elbette” dediğinde aslında seyirci, Pablo’nun gizli dünyasına bir adım daha atmış olur.

Mañas, ardından kamerasını Pablo’nun evine ve sınıfına çevirir. Evdeki atmosferde (aşağıda daha detaylı ele alınacağı üzere) boğucu ve ağır bir ortam vardır. Okulda ise sınıfa yeni katılan Alfredo (Pablo Galan). Alfredo ile arkadaşlığı sayesinde, Pablo, Alfredo’nun ailesi içinde bulur kendini. İki aile birbirlerine zıt yapılardadır. Pablo’nun aile yapısı, Almodovar filmlerindeki Franco İspanya’sına yapılan göndermeleri hatırlatır. Farklılıkları gözlemlemek yönetmenin mesajlarını daha kolay algılamak açısından önemlidir. Örneklerle devam edelim:

Franco dönemi İspanyası ve Modern İspanya: Pablo, ataerkil bir ailenin üyesidir. Mekan ve renklerin kullanımı dikkati çeker. Pablo’nun evinde canlı renkler görülmez. Mobilyalar sıkıcıdır. Aile üyeleri arasında bir sıcaklık hissedilmez; sohbet değil, azarlama ve öfke vardır. Pablo’nun her davranışı eleştiri konusudur. Baba, oğluna karşı koruyucu ve şefkatli değildir. Tam tersi oğlunun kendi istediği yolda yaşamasını isteyen ve bunun için de şiddet uygulamaktan geri durmayan bir babadır. Ne çocuğuna, ne de kadınına konuşma fırsatı vermeyen bir yaklaşım sergiler Pablo’nun babası; bir başka deyişle, Pablo’nun babası, Almodovar filmlerinden de hatırlayacağımız gibi, Franco dikta rejiminin kişileştirilmiş halidir adeta.

Alfredo’nun ailesi ise Franco sonrası İspanyasındaki modern ve genç aile kavramının yansımasıdır. Hem bakış açıları, hem de bulundukları fiziksel mekanlar daha moderndir. Pablo’nun babasının geleneksel bir dükkanı vardır; oysa Jose (Alfredo’nun babası) bir stüyoda çalışır; dövme yapmaktadır.  Jose, yaptığı işle insanların vücutlarında izler bırakır; onları “güzelleştirir”. Ancak, Pablo’nun babası oğlunun vücudunu farklı bir biçimde kullanır. Onun vücudu üzerinde yaralar ve morluklar yaratır; bu izler  sadece fiziksel değildir elbette… Pablo’nun ruhuna açtığı izler ve iç acıları vardır. İki aile arasındaki farkı gözlemleyebileceğimiz bir diğer anda, Alfredo ve ailesi, gezmek için dağa giderler; Pablo’yu da misafir olarak davet ederler. Buradaki sahnelerde iletişim, sıcaklık ve gülümsemeler öne çıkar. Oysa Pablo’nun ailesi dışarıya, Pablo’nun ölen kardeşinin mezarını ziyaret etmek üzere çıkarlar. Bu ziyaretin anlatımında renkler koyudur ve kelimeler, cümleler eksiktir.

Pablo ve Alfredo’nun ailelerindeki bir diğer farklılık ise ölüm konusuna yaklaşımlarında ortaya çıkar. Pablo’nun kardeşinin ölümü evde konuşulmaz. Oysa, Jose’nin arkadaşı Felix’in AIDS’ten ölmesi Alfredo’dan saklanmaz. Hatta hastaneye hep beraber gidilir.

Erkeklik mi, erkeklikler mi? Achero Mañas’ın filminde “erkeklikler” kavramı da öne çıkar. Pablo’nun arkadaşlarının demir yolunda oynadıkları tehlikeli oyun bir anlamda erkekliğin kanıtlanmasıdır. Bu oyun, Nicholas Ray’in 1955 yılında çektiği Rebel without a cause/Asi gençlik‘teki “chickie run ” denen tehlikeli araba yarışını hatırlatır bizlere. Achero Mañas, gençlerin kendi aralarında nasıl konuştuklarını, nasıl şaka yaptıklarını, neler hissetiklerini filminde başarıyla aktarır. Öte yandan Pablo ve Alfredo’nun babaları tartıştığımız kavramın, “erkeklik” değil “erkeklikler” olması gerektiğini hatırlatır. Tek bir tanım kullanmak yetersizdir. Bu da bir anlamda yönetmenin, biz seyircilere, toplumdaki genelleştirilmiş ve kabul edilmiş tanımların tekrardan gözden geçirilmesi gerektiğini vurgulaması olarak kabul edilebilir.

Filmin finali: Filmin finali, belki de filmin en güzel yanıdır. Pablo’nun sözleri onun içsel yolculuğunda nereye geldiğini yansıtır; hep içe doğru yol alan sağlıksız bir büyüme belki de yolunu bulmuş dışa doğru yönelmiştir.

Filmin kazandığı ödüller: Avrupa Film Ödülleri 2002: En iyi çıkış yapan film ödülü
GOYA Ödülleri 2002: En iyi film, en iyi özgün senaryo, en iyi çıkış yapan yönetmen, en iyi çıkış yapan oyuncu

Ali Nihat Eken, İstanbul, Mart 2011

Bu yazı Film Okuryazarlığı içinde yayınlandı ve olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s