Pervin Çakar’ın Hayatındaki Müzikler

Keman solistimiz Tuncay Yılmaz ile başladığımız “Hayatımdaki Müzikler” yazı dizimize opera sanatçımız, soprano Pervin Çakar ile devam ediyoruz. Pervin Çakar, çok genç; 1981 doğumlu. Ancak, şu ana kadar kazandığı başarılar, kendisini ve Türkiye’yi gururlandıracak nitelikte. İtalya, Hollanda, İrlanda… önemli merkezlerdeki festivallerde, salonlarda, operalarda, resitallerde “Soprano Pervin Çakar” olarak adını yazdırmış: “Rigoletto”da Gilda , “La Cambiale di Matrimonio”da Fanny, “Deidamia”da Nerea, “Werther”de Sophie, “Der Schauspieldirektor”da Madame Herz, “Lulu”da Eine Fünfzehnjährige, “Hansel ve Gretel”de Gretel… Avrupa’da “Carmina Burana”nın soprano bölümleri, Scarlatti’nin Messa di Santa Cecilia’sının seslendirildiği dini müzik konserleri… Devamı var ve görünen o ki dahası gelecek.

Şefik Kahramankaptan, bir şan dinletisi sonrası Çakar’ı ilk kez duyduktan sonra övgü dolu şu ifadeleri kullanmış: “Pervin Çakar, Bellini, Haendel, Mozart, Puccini, Gounod ve Donizetti operalarından aryaları duyarlılıkla seslendirdi. Gounod’un Romeo Jüliet’in den “Je veux vivre”de hârikalar yarattı. Çakar’ın kendine özgü ses rengi var, volümü de yüksek. Ama daha önemlisi diyafram ve hançeresini çok iyi kullanmayı öğrenmiş, nefes zamanlaması iyi. Üstün bir entonasyonu var, hem peslerde, hem tizlerde, iniş ve çıkışlarda çok başarılı… Ayrıca, öz-biçim ilişkisini iyi kuruyor, teatral olarak söylediği aryayı sahnede mimik ve duruşuyla başarıyla yansıtıyor.”

…Ve Pervin Çakar’ın “Hayatındaki Müzikler”

Yukarıda örneklerini verdiğim başarıları kazanmış, benim de ilk kez 13 Ocak 2011’de BİFO Leyla Gencer’i Anma Gecesi’nde dinleyip hayran olduğum Pervin Çakar’ı yazımızın bu bölümünde “Blogda Hayat”ın konuğu olarak kendi sözleriyle sayfalarımıza taşıyoruz. Böylesine güzel bir sesle bizi etkileyen soprano Pervin Çakar’ın kendisi hayatı boyunca en çok hangi müziklerden etkilenmişti acaba? Çakar’ın yanıtlarının, bir sanatçı olarak onu daha iyi tanımamıza yardımcı olacağından emin olarak sözü hemen değerli sopranomuza bırakalım:

“Müzik, yaşantım boyunca beni etkiledi ve tutkunun bir meslek haline dönüşmesini sağladı. Beni derinden yaralayan ve etkileyen pek cok artist ve müzik oldu hayatımda. Sadece klasik muzik değil. Zaten klasik müzikle tanışmadan evvel halk müziği söylüyordum; Neşet Ertaş, Arif Sağ, Celal Güzelses dinlerdim. Türküleri hala zevkle söyler ve dinlerim. Aslında, türkülerin bizlere kattığı çok şey olduğunu düşünüyorum. Bir artistin önce kendi müzigini iyi bilmesi gerektiğine inanıyorum. Oradaki aceletilerin, legatoların Rossini operalarından hiç bir farkı yok sanırım.”

Pervin Çakar, dinlediği müzik çeşitlerini bizler için örneklemeye şöyle devam etti: “Caz da dinlerim;  Tonny Bennet, Ella Fitzgerald, Billie Holiday çok severim. Caz, klasik müzik, tekno ya da trans dedikleri pek çok degişik şey dinlerim. Bunları zamanla keşfettim elbette”.

Ve opera… Pervin Çakar için opera, Maria Callas ile başlamış: “Maria Callas, benim operayı keşfetmemi sağladı, bana ilham verdi. Hayatımda ilk defa onu dinledim. Operayı keşfetmem biraz uzun bir zaman aldı diyebilirim. Klasik müzik hakkında da Mozart ve Beethoven’in isimlerini bilmekten öteye geçmiyordum haliyle. 90’lı yıllarda Diyarbakır’da Güzel Sanatlar Lisesi müzik bölümünde eğitimimi aldım fakat hocasız ve enstrumansız bir dönemdi benim dönemim. Piyanolar çok azdı; piyanoyu kapmak için zil sesini duyar duymaz sandalyeye çullandğım günler oldu. Beethoven’ın “Ich liebe dich” adlı liedi benim soylediğim ilk liedtir. O nedenle ayrı bir yeri vardır gönlümde. Almanca sözlerini bilmediğim bu şarkının sadece “Seni Seviyorum” olduğunu biliyordum; ona göre havaya girip liedi seslendirirdim. Şimdi düşündüğüm zaman bu beni çok güldürüyor, cahilce bir davranış oluyor. Şimdilerde bir eser çalıştığım zaman o eserin sözlerine, şiirine ya da librettosuna bakıyorum. Besteci hakkında geniş bilgi sahibi olmaya, konuyu ögrenmeye ve olabildiğince de dil ögrenmeye çalışıyorum. İşin felsefik boyutları bile oluyor. Müziğin içinde pek çok sey vardır; felsefe, matematik, tarih, coğrafya bile… Bir eserin yorumlanması ise tamamıyla sözlerle ilişkilidir. Stil de çok önemli elbette. Belcanto bestecileri Rossini, Bellini ve Donizetti gibi… yanı sıra Mozart da ayrı bir stil gerektiriyor; her ne kadar Belcantocu olarak da adlandırılsa da.”

Pervin Çakar’ın hayatındaki müziklerden biri de Richard Strauss’un bir liedi; üstelik de onun üzerindeki etkisi insanı duygulandıran güzellikte. Çakar’ın içten ve yürekten gelen ifadeleri şöyle: “Beni etkileyen diğer bir lied ise Richard Strauss’un “Allerseelen” liedi olmuştur. Bu liedi Viyana’da Theater An Der Wien’de piyanist Anna ile calışırken, çok duygusal anlar yaşladık birlikte. Eseri söylemeye başladım ve birden, Anna ağlamaya başladı. Gözlerindeki yaşlar piyanonun tuşlarına düştü, hatta tuşların arasından piyanonun içine doğru, yüreğine doğru indi diyebilirim. Liedi o kadar hissederek söyledim ki daha sonra birden kesmek zorunda kaldım. Anna’ya neden ağladığını sordum. Babasını henüz kaybettiğini bu nedenle de bu lied ile birlikte babasını hatırlattığımı söyledi. Ben de ağlamaya ve daha içten söylemeye başladım. Çünkü, bu lied ölüleri anmak için onların ruhlarına seslenen bir lieddi… Liedler Almanca şiirlerin müzige en güzel döküldüğü şarkılardır. Bu lied, benim gönlümde taht kurdu.”

Pervin Çakar’ın hayatındaki bir diğer müziği öğrenmek üzere, şimdi de onunla birlikte bir yarışma anınıa dönünüyoruz: “Aylar önce çok önemli bir yarışmaya gitmiştim; çok da iyi hazırlanmıştım. Birinci aşamadan memnun bir şekilde ayrılmıştım. Çok da iyi bir performans vermiştim. Neyse ki yarı finaldeyiz. Yarı finalin sonlarında zenci bir Amerikalı bariton Korngold’un “Die Tote Stadt” adlı operasından Pierrot’nun aryası “Tanzliedi”ni söylemeye başladı. Buz kesilmiştim. Acayip bir müzikalite ile söylüyordu bu aryayı. Piyanoları harikaydı. O sesi duyduktan sonra bütün izleyiciler ağlamaya başlamış, jüri başkanı olan ünlü mezzosoprano Elena Obraztsova ise ayağa kalkıp onu alkışlamaya başlamıştı. Bu sahneyi görür görmez ben de kendimden geçmiş, bu başarılı Amerikalının elini sıkmış ve büyük bir saygıyla önünde eğilmiştim. Nitekim de o an, o yarışmanın birincisinin o bariton çocuk olacağını görmüş ve hissetmiş, hemen gidip İtalya’ya dönüş biletimi almıştım. O muhteşem anı asla unutamam; her ne kadar elenmiş de olsam.”

En çok zevk aldığı bestecilerin hep belcanto bestecileri olduğunu vurgulayan soprano Çakar’ın hayatındaki besteciler arasında yer alan Mozart’a dair tespitleri şöyle: “Mozart’ın dahice eserleri beni hep gülümsetir. Rossini operalarında hep aynı melodileri görürsünüz fakat Mozart’in her operasında bir ironi, bir dahilik sezilir. Adeta koloratur sopranolar ile dalga geçer. Öyle bir registerda yazmıştır ki soprano eğer aryaları iyi söyleyemez ise ses, tavuk gıdaklaması gibi çıkar ve gülünç bir durumda bırakır; hatta, Mozart’ın bununla dalga geçtiğini bile düşünürüm. Mozart’ın çoğu operasında diğer operalarından bir motif, size o tanıdığınız operaları andırır. Fakat aslında öyle bir kullanır ki bunu müziğin içinde saklar. O motifin o operaya ait olduğunu hissedersiniz; fakat, ispatlayamazsınız. O kadar zeki. Zekasına hayranım!”

Söyleşi yaptığımız kişi hayatı müzik ile içiçe geçmiş bir sanatçı olunca, onu etkileyen müzikler de pek çok oluyor. İşte Pervin Çakar’ın bir çırpıda sıraladığı diğer eserler; onun ifadesiyle: “Beethoven’ın Spring Sonatı, Kreutzer sonatı, 4 numaralı piyano konçertosu, Shostakovich’in 11. senfonisi beni hep etkilemistir. Mozart’ın 23 numaralı piyano konçertosu, Verdi’nin “La forza del destino”, Mascagni’nin “Cavalleria Rusticana” uvertürlerini de çok seviyorum”

Ya sopranolar? “Beni hayat boyu etkileyecek sopranolar ise başta Leyla Gencer, Maria Callas ve…. Sutherland; onun için ağladığımı bilirim.”

Soprano Pervin Çakar’ın hayatındaki müzikler, besteciler işte böyle; kendi ağzından, kendi sözleriyle. Ancak, sanatçımızın “Blogda Hayat” okurlarıyla paylaştığı başka şeyler de var: Pervin Çakar, bir süre önce Facebook sayfasında “ART NİYET” başlıklı bir yazı yayınlamıştı. Çakar, bu yazısını “Blogda Hayat”ın okurlarıyla da paylaştı. Çakar’ın aşağıdaki düşüncelerinin, onun hayatını etkileyen müzikler ve sanatçılarla doğrudan ilgisi olduğuna inanıyorum. Sopranomuz Pervin Çakar’a teşekkür edip sözü yine ona bırakıyorum:

“Opera yaşanılanların ya da yaşanılacak olanların müzikle betimlenmesi değil midir? Ya da daha da genellersek müziğin içinde her şeyi keşfederiz. Müzik ruhumuzu okşasın, bizim dertlerimize ortak olsun diye var olmamış mıdır? Bir nevi paylaşım içindeyizdir; hem müzik yaparken hem de dinlerken. Gerçek artistler şarkı söylemek için şarkı söylememelidirler. Şarkı söylerken onu hissedip karşı tarafa da iletebilen kişiler olmalıdırlar. Herkes şarkı söylüyor ama karşıya ne kadar geçiyor bu duygular? Meçhul bazen… Ses düşünüyoruz, teknik düşünüyoruz, duygu nerede yapsam diyoruz… Olmaz böyle artistlik! Olmaz olsun! Lanet olsun böyle artistliğe… Artist doğulur! Ben bunu hep dile getirdim…Diğerleri ise benim gözümde sadece şarkıcıdırlar… Artist hisseder… Artist dehadır! Olaylara politik, ya da diplomatik bakmaz! Artist hissedendir, duyandır, görendir! Günümüzde pek cok şarkıcı var tabi ki! Hepimiz çok çalışıyoruz, biraz daha büyük şarkıcı olabilmek için.. Tıpkı Callas gibi ya da Cappucilli gibi olmayı kim istemez? Ama maalesef yüzyıla böyle damgasını vuran sadece bir ya da iki artist oluyor… Diğerleri ise yok oluyor, tanınmıyor, görülmüyor… Şimdilerde acayip bir pazar var… Business yapılıyor operada… Art yok… Art niyet var! Ticaret var! Ses yerine fizik var… Kaç metre uzunsun, kaç kilosun ya da ne kadar güzelsin var… Sesle de birleşince ne ala! Ben de isterdim, anam beni Angelina Jolie ya da Monica Bellucci gibi yaratsın. Ama ne yaparsın, talihin kudreti işte! Tanrının bana bahşettigi bu! Umarım eskiden de olduğu gibi gece gündüz çalışan operacılarımız olur…Vardır eminim ama bilinçsiz bir şekilde, köhnece kullanılan bir yetenek asla gelişmez. Düşünülmeli, üzerinde çalışmalar hatta laboratuvarlar açılacak bir düşünceye girilmeli… İstersen 10 saat çalış… Çalışamazsın da, olmaz da kimi zaman….Ses öyle bir oyun oynar ki sana bir gün… Acımasız olup seni bıraktığı zaman dünyan yıkılır… Şarkıcılıkta yapılması gerekenleri ve yapılmaması gerekenleri bir liste halinde sunmam lazım aslında… Dünya kadar yetenek var ortalıklarda… Hangi birimiz dünya starı olabilecek kadar yetenekliyiz? Çok merak ediyorum doğrusu… Artist olan insan, bunlar üzerinde düşünmeli… Artist olmayan, bu işe gönül vermiş, bu işi seven insanlara gelelim şimdi de… Umarim siz de benim düşündüklerime onay veriyorsunuzdur… Sizin de elbet hakkınız, güzel müzikler dinlemek, onu doyasıya hissetmek…Ama bu ART NİYET olduktan sonra zor hissedersiniz…”

Not: Pervin Çakar’ın da Anna’yı seslendirdiği Donizetti’nin “Maria Stuarda”nın DVD’si ünlü İngiliz dergisi Gramophone’un Mayıs 2011 sayısında “Ayın DVD’si” seçildi.

Bu yazı Klasik Müzik içinde yayınlandı ve , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Pervin Çakar’ın Hayatındaki Müzikler için 3 cevap

  1. Güler dedi ki:

    Ben de Leyla Gencer’ i anma gecesini izleyen şanslı kişilerden biriyim..
    Başarılarının devamını dilerim.Sevgiler.

  2. Ayse Öktem dedi ki:

    Cok dogal ve icten bir konusma, bir degerlendirme, bir ic dokme olmus. Sanatciya, kendisinin de vurguladıgı gibi, acımasız ve rekabetin çok büyük olduğu bu alanda ve de kendisini ilgilendiren, onu başarıya taşırken çok büyük önem içeren, arz eden tüm alanlarda, hak ettiği, güzel başarılar dilerim.

  3. Tuncay YILMAZ dedi ki:

    Harika bir ses. Karakter sahibi ve bir o kadar da güzel renklerle dolu …
    İnsan olarak da enfes birisi…
    Bol şans dilerim.
    Sevgiler…
    Tuncay

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s