Birsen Ulucan ile Müzik Dolu Bir Akşam

Piyanistimiz Birsen Ulucan, dün akşam (21 Nisan 2011) Borusan Müzik Evi’nde keyifli bir konsere imzasını attı. Saat 19.30’da başlayan konseri izleyenler arasında Birsen Ulucan’ın erkek kardeşi, keman solisti Özcan Ulucan, anneleri Necmiye Ulucan ve Birsen Ulucan’ın “Sıcak Çikolata Piyano Sınıfı”ndan öğrenciler de vardı. Borusan Müzik Evi’ndeki konser yarattığı samimi ortamla da dikkati çeken çok başarılı bir konser oldu. Özcan Ulucan, bu güzel akşamın “anlatıcısı” rolünü üstlenmişti. Birsen Ulucan’ın performanslarını güzel şiirler ve anekdotlarla süsledi.

Birsen Ulucan, Borusan Müzik Evi’ndeki programı için ilk olarak, son albümünde de yer verdiği Medtner’in “Masallar”ını (Op. 26, No. 1, 2, 3) seslendirmek üzere piyanosunun başına geçtiğinde Özcan Ulucan, kısa bir açıklama yaptı. Aile olarak birarada bulundukları zaman müzik icra ettiklerini, şiir okuduklarını söyledi. Bu sözler, bir anlamda biz seyircilerin de Ulucan ailesinin o müzik ve edebiyat dolu beraberliklerine doğru yolculuk yapacağımızın ipuçlarını taşıyordu. Özcan Ulucan Nazım Hikmet’in “Masalların Masalı” isimli şiirini etkili bir biçimde okudu:

Su başında durmuşuz,
çınarla ben.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana.

Su başında durmuşuz,
çınarla ben, bir de kedi.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarla benim, bir de kedinin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınarla bana, bir de kediye.

Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, bir de güneş.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, bir de güneşin.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, bir de güneşe.

Su başında durmuşuz,
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz.
Suda suretimiz çıkıyor,
çınarın, benim, kedinin, güneşin, bir de ömrümüzün.
Suyun şavkı vuruyor bize,
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.

Su başında durmuşuz.
Önce kedi gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra ben gideceğim,
kaybolacak suda suretim.
Sonra çınar gidecek,
kaybolacak suda sureti.
Sonra su gidecek
güneş kalacak;
sonra o da gidecek.

Su başında durmuşuz.
Su serin,
Çınar ulu,
Ben şiir yazıyorum.
Kedi uyukluyor
Güneş sıcak.
Çok şükür yaşıyoruz.
Suyun şavkı vuruyor bize
Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze.

Alkışlarla karşılık bulan bu şiirin  ardından Birsen Ulucan, Medtner’in “Masallar”ını icra etmeye başladı. Piyanodan gelen sesler Nazım Hikmet’in dizeleriyle buluşuverdiğinde bu farklı konserin dinleyicisi olmanın keyfini çıkarıyordum. [Hemen not düşeyim; Rus besteci Nikolai Karlovich Medtner’e (1880-1951) “Rus Brahms” da deniliyordu ve Rachmaninov, bu besteci için “Kimse onun gibi hikaye anlatamaz” demişti.]

Medtner’den sonra sıra Chopin’e geldi. Öncelikle Özcan Ulucan, Chopin’in eserlerinde Sein Nehrinin mırıltılarını duyabileceğimizi söyledi ve annesinin yazdığı şiirlerden bir kaçını bizlerle paylaştı. Ardından sırasıyla Chopin Noktürn, No.1, Op. 9 ve Chopin Noktürn, No.1, Op. 27’yi dinledik. Birsen Ulucan, bizleri Chopin’in hayal dünyasına ortak etmişti.  Ve alkışların ardından Liszt’in 200. Doğum Yılına Saygı Duruşu olarak nitelendirdiğim bölüm başladı. Bu bölümde, piyanistimiz, Liszt’in Petrarch Soneleri No. 104 ve No. 123’ü çok etkileyici bir güzellikte çaldı. Borusan Sanat Evi’nin küçük salonu sanatçının vücut dilini takip ederek nasıl bir odaklanma içinde olduğunu anlama şansı veriyordu biz seyircilere.

Liszt’in ardından Özcan Ulucan, besteciyle ilgili bilgiler verdi, Chopin ile Liszt arasındaki farkları öne çıkardı. Chopin’in, Liszt’in aksine, içe dönük, çekingen bir kişiliğe sahip olduğunu ama duygularını müziğiyle çok güzel ifade ettiğini vurgulayarak sözü Birsen Ulucan’ın çalacağı Chopin Scherzo No.2’ye getirdi. Eserde hissedilen Chopin’in vatan sevgisinden, onur duygusundan bahsetti ve sözlerini, anneleri Necmiye Ulucan (endokronolog çocuk doktoru) tarafından yazılan çok etkileyici bir “barış” şiiriyle tamamladı. Chopin’in “Scherzo”su ile konserin ilk bölümü tamamlanmıştı.

Birsen Ulucan’ın “Bir Ağaç Gibi” [burada] ve “Masallar, Rüyalar, Fısıltılar” [burada] isimli albümlerini dinleyen okurlarım bilirler; sanatçımız çalışmalarında Türk bestecilerine de her zaman önem vermekte. Birsen Ulıucan, Borusan Müzik Evi’ndeki programında da aynı özeni gösterdi ve verilen aranın ardından programın ikinci bölümünü Türk bestecilerine ayırdı. Ulucan, ilk olarak Fazıl Say’ın (1970) “Nasreddin Hoca Dansları”nı icra etti. İçinde caz ögeleri de barındıran ve virtüözite gerektiren bu eser adeta su gibi gibi akıp gitti. Fazıl Say, orada olsaydı eminim çok mutlu olurdu. Say’ın “Nasreddin Hoca Dansları” 1990 yılında bestelenmiş ve ilk kez 1991 yılında Berlin’de seslendirilmiş. Sanatçımızın 1991’de yapılan Avrupa Birliği Piyano Yarışması’nda aldığı “En İyi Çağdaş Müzik Yorumucusu” ödülünde bu eserin büyük pay taşıdığı, Say’ın, “piyanist” olarak girdiği yarışmadan “besteci” olarak çıktığı ve adı konmayan dolaylı bir yoldan “bestecilik” ödülü aldığı değerlendirmesi yapılmaktadır. [Fazıl Say’ın bu eserini Birsen Ulucan’dan dinlemek isterseniz sanatçının “Masallar, Rüyalar, Fısıltılar” isimli albümünü alabilirsiniz]

Fazıl Say’dan sonra, sıradaki Türk besteci Evrim Demirel’di. “Anadolu’dan Dört Halk Türküsü” için Birsen Ulucan, sahneye “İstanbul Çağdaş Müzik Topluluğu”nun bir üyesi olarak geldi bu kez: Özer Özel (vokal-kemençe), Esra Berkman (kanun), Merve Nuvasil (klarnet), Dilbağ Tokay (viyolonsel), Ceren Akçalı (kontrbas), Seçil Kuran (vurmalı çalgılar).  Farklı disiplinlerden gelen farklı enstrümanları aynı çatı altında toplayan “İstanbul Çağdaş Müzik Topluluğu”nun bu ilk konseriydi. Eserin bestecisi Evrim Demirel de şef olarak sahnedeki yerini aldı ve seyircilere eser hakında bilgiler aktardı. Amacının çok sesli müzk yapmak değil çağdaş müzik yapmak olduğunu özellikle vurgulayan Evrim Demirel’in eseri salondaki izleyiciler tarafından çok beğenildi ve uzun uzun alkışlandı. Bu eseri Birsen Ulucan’ın “Masallar, Rüyalar, Fıslıtılar” isimli albümünde daha önce pek çok kez dinlemiştim. Ancak, canlı dinlemek çok etkileyiciydi. Özellikle Özer Özel’in vokaline kayıtsız kalabilmek mümkün değildi. Seyircinin alkışları karşısında topluluk, “Yağmur Yağar”, “Ferayi”, “Yayla Yolları” ve “Batum” isimli türkülerden oluşan çalışmanın son halkasını bis parçası olarak tekrar seslendirdi.

Ve böylece ne yazık ki konser bitti. Ulucan Kardeşleri, 16 Şubat 2011’de Cemal Reşit Rey’de Liszt Oda Orkestrasıyla birlikte verdikleri konserde [burada] izlemiştim. Daha sonra da Birsen Ulucan’ın “Sıcak Çikolata Piyano Sınıfı Konseri”nde Özcan Ulucan’ı dinlemiştim. Her iki konserde ve dün geceki konserde dikkatimi çeken nokta Ulucanların aile kavramına, köklerine çok önem verdikleri ve sanatçı olarak buralardan beslendikleri. Bu özellikleri, onların konserlerini çok samimi ve sıcak kılıyor; müziği severek yaptıkları duygusunu hissettiriyor. Borusan Müzik Evi’nden ayrılıp konser sonrası Beyoğlu’nda yürürken yine aynı duyguları hissettim. Bir sonraki konser ne zaman olacaktı acaba?

Konser fotoğrafları: Ali Nihat Eken

Bu yazı Klasik Müzik, Türk Besteciler içinde yayınlandı ve , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s